Popular Post

Archive for Ocak 2009

BİLGİSAYAR VE İMAN

By : Murat PINAR
Cami imamı Abdullah hoca , resmi işlerini yaptırmak için nufus müdürlüğüne gider.

Kendisinden TC kimlik numarası istenince, en yakıninternet- cafenin yolunu tutmak zorunda kalır.
Cafenin kapısından girerken levhada yazılı isim 'fesuphânallah' lar,estagfirulla h'lar cektirir hoca efendiye, hem de peşpeşe:

CEN.NET CAFE
Cafe işleten delıkanlıya:
- Evlâdım T.C. kimlik numarası istediler benden, yardımcı olabilir misin?
- Tabi amcacım, siz şuraya oturun, şu işimi hemen bitirip sizinle ilgilenirim.

Abdullah hoca başlar beklemeye. Boylelikle bulundugu mekânı inceleme fırsatı da geçer eline.
Demek ki gençlerin girip bir türlü çıkmak bilmedikleri, internet-cafe denilen yer burasıdır.

Gözüne takılan her detaydan rahatsız olarak, huzursuz bakışlarla etrafını süzer durur.
Evin bodrumunda kurduğu fare tuzakları gelir aklına. Küçücük bir peynire tutsak olan fareler nasıl kapandan cikamiyorlarsa, ayrı telden ayrı telden oyunlara yakalanan gençlerin de buradan çıkamadıklarını düşünür. Bir 'fesuphanallah'
Bir 'fesuphânallah' daha çeker ve:
- Ähir zaman fitneleri işte canım, der kendi kendine

Hoca efendinin huzursuz olduğunu fark eden delikanlı hemen bir çay söyleyince, kendisine ikram edilmesinden memnun olur.
En azından bu da bir hürmet ifadesidir. 'Aferin' derken içinden, hayflanır, istemeden:
- Yazık oluyor bu gençlere, hayatlarını heder ediyorlar.

Boşa hayıflanmanın, vah vah demenin, bir faydası olmayacağını bildiği için, delikanlıyla hasbihal etmeye karar verir:
- Delikanlı sana bir ş ey soracağım ama bilmem ne düşünürsün?
- Buyurun amca, ne soracaktınız?
- Sen Allah'i bilir misin?

Birbirine girmiş, hiçbir şekle benzetemediği joleli saçları, her baktığında bir 'fesuphanallah' daha çektiği sakal şekliyle
bu delikanlıdan aldığı cevap, hoca efendiyi pek şaşırtır.
Cafeyi işleten delikanlı gülümseyen gözlerle bakarak:
- Kul, kendisini yoktan var edip hayat bahşeden, düşünecek akıl, görecek göz veren Rabbini nasıl bilmez amca?

Hayretle sormaktan alamaz kendisini:
- Biliyor musun? Peki neyle biliyorsun Allah'ı, bana bir anlatır mısın?

Delikanlı eliyle cafedeki bilgisayarları göstererek cevap verir:
- Bu bilgisayar ile biliyorum amca.
- Bunlarla mı? Pek anlayamadım.
- Bu bilgisayarları n varlığı benim nazarımda Allah'ın varlığının en açık delillerinden biridir.
Bilgisayar kullananlar gayet iyi bilirler amca,böyle bir makine, ancak bir mühendis ve üstün bir teknol oji ile var olabilir.
Ateistin en önde gidenine sorsan, bu zımbırtının tesadüf eseri oluşmayacağını,
mutlaka birisi tarafindan yapılmış olduğunu söyler sana.
Meselâ Darwin kalkıp dirilse, şu laptopu göstersen, desen ki:
'Bu Älet, şu hesap makinesinin tesadüfler zinciriyle evrimleşmiş hâlidir.'
Darwin bile 'çüş lan deve' der.

Abdullah Hoca delikanlının anlattıklarından hoşlanmıştır. Keyiflenir:
- Bilgisayarın kendiliğinden yapıldığını kabul etmeyen adam , onu yapan insanın yaratılmış olduğuna gelince
kıvırıveriyor değil mi evlâdım?

- Bak amca, burada 20 tane bilgisayar var, bunlar bir sistemle birbirine bağlı, hepsi bir program tarafından idare ediliyor.
Bu sistemi ben kurdum, burayı ben çekip çeviriyorum. Buradaki düzen benden sorulur;
Yani bir anlamda da farzi muhal buranın tanrısı benim.

Bazen oy un oynayıp, interneti kullanıp para ödemeden sıvışmaya kalkanlar oluyor.
Hemen yakaliyorum onları. 'Gel bakalım! Nereye gidiyorsunuz böyle?
Buranın nimetlerinden faydalanıp başıboş bırakılacağınızı mı zannettiniz?
'Paramız yok abi! ' derlerse; 'Yok öyle yağma! ' deyip cezalandırıyorum.
Internet-cafeyi temizletiyorum: paspas yapıyorlar, camları silip tuvaleti temizlettiriyorum.

Bir saat oyunun, internetin bedeli olur, bunun hesabı sorulur da, sayısız nimetlerle dolu koca bir ömrün hesabını sormazlar mı insana?
Bir cafenin bile işlerini düzenleyen, tertip eden biri varken, koca kâinatı kusursuz işleyen bu sisteminin bir kurucusu olmaz mı?
Olmaz diyenin ahmaklığını bütün noterler tasdik etmez mi?

- Vallahi evlâdım pek takdir ettim seni. Peki Allah'ı nasıl bilirsin, neye benzetirsin?
-Ben Allah'ı hiçbir şeye benz etmeden bilirim amca.

- Bunun böyle olacağını nasıl bildin evlâdım? Delikanlı eliyle bilgisayarları işaret etti:
- Yine bunlar sağ olsun. Bu bilgisayarları yapan mühendisler başka, bilgisayarlar başkadır. Birbirlerine benzemezler.
Programı yazan insan başkadır, ortaya konulan program ise bambaşka.
Bilgisayarda yüklenmiş bilgiler vardır, fakat benim bilmem yine başkadır.
Kamerası vardır, ses düzeni vardiır, ama benim gözlerim ve duyup konuşmam farklıdır.

Abdullah amca çocuğun feraset ve anlayışını çok beğenmişti.
Sorduğu sorulara aldığı cevaplar, gayet mantıklıydı ve berrak bir imana işaret ediyordu.
Aslında buradaki işi bitmiş, kimlik numarasını çoktan almıştı; ama muhabbete devam etmek istedi.

- Peki varlığına inandığın Rabbin için ne yapman gerektiğine dair ne biliyorsun?
&nbs p; - Ne yapmam gerektiğini biliyorum amca, fakat ne kadarını yapabildiğim hususunda kendimi yeterli görmüyorum.
- Ne bildiğini söylersen, neler yapabileceğine dair yardımcı olabilirim belki evlâdım.
- Neler yapmam gerektiğine dair şuradan biliyorum amca:
Öncelikle, Rabbim bana bir gönül vermiş. Kendisini bilmeyi nasip edip muhabbetini gönlüme yerleştirmiş.
Ben de gönlümde sadece O'na ve sevdiklerine yer vermeliyim,
O'nun istemeyeceği şeyleri gönlümden uzak tutmalıyım.

İkinci olarak bana verdiği dili razı olmayacağı sözlerden korumalıyım. Her zaman O'nu soylemeli, O'nu anlatmalıyım.
Son olarak bana verdiği bu bedeni onun razı olacağı şekilde kullanmalı, bir gün toprak olacak vücudumu
O'nun yolunda eskitmeliyim. Benim bildigim bundan ibaret.|

- Ee evlâdım daha ne yapacaksın, başka bir şey kalmadı ki!
- Efendim yapmalıyım, etmeliyim diyorum ama, bal demekle ağız tatlanmıyor ki!
Gidilecek yolu bilmek ayrı, usuluyle yolda yürüyebilmek apayrı bir şey|
Yine bilgisayar tabirleriyle söylemek gerekirse,
Şeytan denilen melun HACKER, benim sistemimde ki NEFS virusunu aktif hale getiriyor.
Üstesinden gelebilene aşk olsun. Etkili bir antivirus programı bulmam lazım belki de..

- Ben biliyorum, dedi Abdullah Hoca ve ekledi: NAMAZ
- Eveeet amca, NAMAZ anti-virus programlarından birisidir. Hayat sistemine kurup, gunde beş kere da bağlanırız
Böylece sürekli güncellenir.
Tag : ,

İş makinaları sektörü daraldı!

By : Murat PINAR
İMDER Başkanı Rızanur Meral, 'Avrupalı şirketler fabrikalarını kapatabilir, ortaklıklar gündeme gelebilir' dedi

Türkiye İş Makinaları Distribütörleri ve İmalatçıları Birliği (İMDER) Yönetim Kurulu Başkanı Rızanur Meral, yaşanan global krizde iş makinaları sektöründe faaliyet gösteren bazı Avrupalı şirketlerin, fabrikalarını kapatabileceğini, kriz sonrasında ise fabrikalarını tekrar açmayıp Türkiye'de üretim yapabileceğini bildirdi.

Meral, iş makinaları sektöründeki gelişmeleri değerlendirerek yaklaşık 4,5 milyar dolar büyüklüğe sahip sektörün Türkiye'nin önemli sektörleri arasında yer aldığını dile getirdi.

Özellikle Avrupa'da makina ve metal endüstrisinde üretimin her geçen gün zorlaştığını hatırlatan Meral, böyle bir dönemde sektörün Türkiye'de üretime yönelik ciddi imkanlar ve fırsatlar vaat ettiğini söyledi.

Meral, Türkiye'de geçtiğimiz yıllarda sektörün satışlarının kamu alımı ağırlıklı olduğunu, son yıllarda özel sektörün alımlarının arttığını ifade ederek, sektörün ekonomik dalgalanmalardan büyük ölçüde etkilendiğini vurguladı.

İş makinaları satışının 2007 yılında 11 bin 500 adetle rekor seviyeye ulaştığını, bu yükselişin ardından finansal kiralamadaki KDV artışıyla pazarın gerilediğini belirten Meral, inşaat sektöründeki daralma ve küresel finans krizinin de etkisiyle sektördeki satışların 2008'de 5 bin 700 adede gerilediğini bildirdi.

Meral, 'Bu, yüzde 50 düşüş anlamına geliyor. Tahminlerimize göre daralma bu yıl da devam edecek. Bu yıl için yüzde 40 civarında daralma bekleniyor. Sektörün 2009 yılını 3 bin 500 adetlerde kapatmasını bekliyoruz' diye konuştu.

İş makineleri imalatında da sancılı bir durumun söz konusu olduğunu anlatan Meral, şöyle devam etti:

''Başta Avrupa olmak üzere ihracat pazarlarında ciddi daralmalar var. Orta Doğu'da da ciddi daralma sinyalleri geliyor. Bu, ihracatı da çok etkiledi. Bu yıl ihracatın da yüzde 50'nin üzerinde azalacağını tahmin ediyoruz. Şu anda üretim ciddi bir sekteye uğrayacak gibi görünüyor. Ancak biz işin geleceğinden çok umutluyuz. Türkiye büyük bir ülke, altyapı noktasında yapılacak çok şey var. Bu krizde bazı Avrupalı şirketler fabrikalarını kapatacaklar. Kriz sonrasında bunları tekrar açmayıp, Türkiye'de üretim yapabileceklerini düşünüyoruz. Bu işletmeler mevcut firmalarla işbirliğini araştırabilirler, ortak veya fason ürettirmek noktasında... İş makinesi imalatçıları olarak biraz daha dişimizi sıkacağız. 2010'a kadar devam edeceğini tahmin ettiğimiz bu sıkıntılı süreci az hasarla atlatmaya çalışıyoruz.



'Bu dönemde bankacılar bizi kırmasın'

Rızanur Meral, böyle bir ara dönemde kamunun sektöre destek olmasını beklediklerini dile getirdi.

Ekonominin ağırlığının özel sektör olması gerektiğini düşündüklerini, ancak böyle özel durumlarda devletlerin yerli sanayiyi korumak adına alımlarını artırabildiğini anımsatan Meral, ''Bu noktada piyasayı canlandırma adına devletin alımlarının artmasını bekliyoruz' dedi.

Son dönemde sektörde finansmana ilişkin yaşanan gelişmelere de değinen Meral, şunları kaydetti:

Kriz döneminde Türk bankalarının performansları, müşteriye yaklaşımları yabancı sermayeli bankalardan çok daha olumlu oldu. Müşterinin yanında görünüm sergilediler. İş makinaları sektöründe faaliyet gösteren firmalar, güçlü holding firmaları olması nedeniyle sektörümüzün büyük hasar almasını beklemiyoruz. Biz, bankacılar için her zaman tercih edilen müşterileriz. Özellikle bu dönemde bize biraz daha yakın ilgi göstermeleri gerekir.

Meral, sektörde işten çıkarmalara ilişkin olarak ise iş makinası satışlarının ekim ayında yüzde 70, kasım ayında ise yüzde 80 azaldığının altını çizerek, ''Bu çok ağır bir tablo. Bu tabloda çok ciddi masrafa ilişkin tedbirler alınmasına rağmen personel çıkarmadan bu dönemi geçmek maalesef mümkün görünmedi'' dedi.

Sektörde hemen hemen tüm firmalarda personel azaltması yoluna gidildiğini belirten Meral, 'İlave tedbirlerle bu rakamın azaltılmasına çalışıyor. Çalışanların ikramiyelerini kaldıran firmalar oldu. Firmalarda fazla mesai yaptırılmıyor, çalışma günü azaltılıyor. Tüm harcama kalemlerinde yüzde 50'lere varan tasarruflar var. Bu sıkıntılı dönemde biz daha fazla arkadaşımızı işte barındırarak bu sıkıntılı dönemi aşmayı planlıyoruz. Sektörde son aylardaki daralma yüzde 80 iken firmalar yüzde 30-40 civarında personel azaltmasıyla bu sıkıntıyı aşmaya çalışıyor' diye konuştu.

General Motors'a şikayet - Vanilyalı dondurma alınca arabam çalışmıyor

By : Murat PINAR
General Motors şirketinin Pontiac marka otomobil departmanına gelen bir şikayet mektubu şu satırlardan oluşuyordu:

" Her akşam yemekten sonra ailecek dondurma yeme alışkanlığına sahibiz. Ancak bir çok dondurma çeşidi olduğu için her yemekten sonra ne çeşit dondurma yiyeceğimize beraber karar veririz ve ben de markete gider, alırım.

Geçen ay otomobilimi değiştirip yeni bir Pontiac aldım ve o günden beri markete gidip gelmek benim için sorun olmaya başladı. Çünkü ne zaman vanilyalı dondurma alsam, market çıkışında otomobilimi çalıştıramıyorum. Fakat başka çeşit bir dondurma aldığımda arabam gayet güzel çalışıyor. Bu sorun size çok saçma ve komik gelse de, benim çok ciddi olduğumu bilmenizi isterim. Arabam vanilyalı dondurma aldığımda arabam, neden başka dondurma aldığımda çalışıyor? "

Kolaylıkla buruşturulup atılacak bir şikayet mektubu gibi görünüyor, değil mi? Öyle de olabilirdi. General Motors yetkilileri bu şikayet mektubunu bir kenara atabilirdi, müşterinin sorusu da sonsuza dek yanıtsız kalabilirdi. Ancak General Motors şirketi, olayı araştırması için bir mühendisi görevlendirdi. Mühendis, nezih bir muhitte oturan, iyi eğitim almış Pontiac sahibiyle karşılaşınca biraz şaşırmıştı, zira şikayet sahibi böyle bir konuda dalga geçecek birine benzemiyordu.

Akşam yemekten sonra yapılan dondurma alışverişine birlikte çıktılar. Vanilyalı dondurma alıp geri döndüklerinde, gerçekten de otomobil çalışmıyordu. Ertesi akşam çikolatalı dondurma aldılar ve araba çalıştı. Üçüncü akşam sıra çilekli dondurmadaydı ve araba yine çalışıyordu. Son deneme turunda vanilyalı dondurma alındı ve maalesef araba yine çalışmadı.

General Motors yetkilisi şaşkındı. Bir mühendis olarak, arabanın vanilyalı dondurmaya alerjisi olduğunu düşünmek pek akıllıca gelmiyordu. Bunun üzerine ziyaretlerine bir süre daha devam etti. Olayın günün hangi saatinde olduğunu, hangi tip benzin kullanıldığını, gidip gelme süresini ve daha pek çok ayrıntıyı inceledi.
Kısa bir süre içinde de ilk ipucunu elde etti. Vanilyalı dondurma almak diğer çeşitlere oranla çok daha kısa sürüyordu. Çünkü en çok aranılan ürün olan vanilyalı dondurma, marketin hemen girişindeki dolapta satılıyordu. Diğer dondurma çeşitleri ise marketin en arka kısmında kurulu bir tezgahtan seçiliyordu. Herhangi değişik bir çeşidi almak bu yüzden çok daha uzun sürüyordu.

Şimdi mühendisin karşı karşıya kaldığı soru şuydu? Otomobil neden daha kısa süre içinde geri dönünce çalışmıyordu? Zaman faktörü işin içine girince, mühendis sorunun cevabını bulmakta zorlanmadı. Sorun, motor soğuduğunda devreye giren buhar kilidinden kaynaklanıyordu. Bu kilit, normal şartlarda motor durduktan hemen sonra devreye girip çalışıyordu ve çikolatalı ya da çilekli dondurma alana dek geçen süre, motorun tekrar çalışması için yeterli soğumaya imkan tanıyordu. Vanilyalı dondurma gecelerinde ise süre çok kısa olduğu için motor soğuyacak vakit bulamıyor ve buhar kilidi devreye girmiyordu. Bu öyküden de anlaşılacağı gibi, komik hatta asılsız gibi görünen bir müşteri şikayeti, bir şirketin ürün geliştirmesinde kullanabileceği değerli bir veri haline dönüşebiliyor.

Müşteri şikayetlerinin değerlendirildiğinde bir kurum için hediye niteliği taşıdığı bilinir. Bu gerçek öykü, garip bile olsa müşteri sorunlarının ve şikayetlerinin ürün ve hizmet geliştirmeye olan katkısının önemini gösteriyor.
Tag : ,

YAŞADIĞINIZ HER GÜN ÖZELDİR!

By : Murat PINAR
Yaşadığınız her gün özeldir!..

Los Angeles Times yazarlarından Ann Wells’in yazısını bana Sevdi Küley göndermiş.. Hemen okumanızı ve de kulağınıza küpe etmenizi istedim.. Yıllardır anlatmak istediğim bir şeyi iki kıta, bir okyanus ötede bir yazar ne güzel anlatmış..

Eniştem, kız kardeşimin tuvaletinin en alt gözünü açtı ve ince kâğıda sarılmış bir paket çıkardı. "Bu" dedi, "sıradan bir çamaşır değil."

Kâğıdı açtı ve çamaşırı bana uzattı. Zarif ve ipekliydi. Kenarları elişi dantelle süslenmişti. Astronomik bir fiyat taşıyan etiketi hala üstündeydi. "Jan bunu New York’a ilk gittiğimizde almıştı. Nereden baksan sekiz, dokuz yıl olmuştur. Hiç giymedi. Özel bir gün için saklıyordu."
Çamaşırı benden aldı ve cenaze evine götürmek üzere ayırdığımız diğer giysilerle birlikte yatağın üzerine koydu. Bırakırken eli bir an yumuşak kumaşı okşar gibi oyalandı. Tuvaletin gözünü hızla kapattı ve bana döndü ve dedi ki:

"Hiçbir şeyini özel bir gün için saklama. Yaşadığın her gün özeldir."
Cenazeyi izleyen günlerde enişteme ve yeğenime beklenmeyen bir ölümün arkasından yapılması gereken tüm üzücü işlerde yardımcı olurken sık sık bu sözleri hatırladım.

Kardeşimin ailesinin yaşadığı şehirden California’ya dönerken uçakta yine bu sözleri düşündüm.

Kardeşimin göremediği, duyamadığı veya yapamadığı bütün şeyleri düşündüm. Özel olduğunu bilmeden yaptıklarını düşündüm.

Hâlâ eniştemin sözlerini düşünüyorum ve hayatım değişti. Artık daha çok okuyor, daha az toz alıyorum. Balkonda oturup bahçemi seyrediyorum, uzayan çimlere aldırmadan. Ailem ve dostlarımla daha çok vakit geçiriyorum, iş toplantılarında daha az.

Mümkün olduğu kadar sık "Hayatın katlanılması gereken bir dertler zinciri yerine zevk alınacak olaylar silsilesi olarak görülmesi" gerektiğini hatırlatıyorum kendime.

Her anın güzelliğini duyumsayarak yaşamak istiyorum.
Hiçbir şeyimi özel günler için saklamıyorum. Kıymetli tabak çanağımı her "özel" olayda kullanıyorum. Birkaç kilo vermek, tıkanan lavaboyu açmak, bahçemde ilk açan çiçek gibi özel olaylarda..

En pahalı ceketimi canım isterse süpermarkete giderken giyiyorum. Teorime göre eğer zengin görünürsem, küçük bir torba erzak için o kadar parayı daha rahat ödeyebilirim.

Pahalı parfümümü özel partiler için saklamıyorum. Mağazalardaki tezgâhtarların ve banka memurlarının burunları da en az parti parti gezen arkadaşlarımınkiler kadar iyi koku alır.

"Bir gün" kelimesi dağarcığımdaki yerini kaybetti. Bir şey eğer görmeye, duymaya veya yapmaya değerse, onu şimdi görmek, duymak ve yapmak istiyorum.
Hepimizin "Yaşayacağımıza garanti gözüyle baktığımız yarını görmeyeceğini" bilseydi eğer kız kardeşim, neler yapardı kim bilir?.

Sanırım aile fertlerini veya yakın arkadaşlarını arardı.
Belki eski birkaç arkadaşını arayıp aralarında geçen sürtüşmeler için özür dilerdi.

Belki bir lokantaya gidip en sevdiği Çin yemeğini ısmarlardı.
Bunlar hepsi birer tahmin.. Kardeşimin neleri yapamadan öldüğünü hiçbir zaman bilemeyeceğim. Ya ben?.. Eğer sayılı saatimin kaldığını bilseydim, yapamadığım şeyler olduğu için kızardım.

"Bir gün ararım" dediğim dostları görmediğim için kızardım.
Yazmayı ertelediğim mektupları yazmadığım için kızardım.
Eşime ve kızıma onları ne kadar çok sevdiğimi yeterince sık söylemediğim için kızardım.

Artık hayatlarımıza kahkaha ve renk katacak hiçbir şeyi yarına ertelememeye, duygularımı dizginlememeye çalışıyorum.

Ve her sabah gözlerimi açtığımda kendime o günün "Özel bir gün" olduğunu söylüyorum. Her gün, her dakika, her nefes gerçekten tanrıdan bize bir armağan.

Tag : ,

Copyright © Murat PINAR - Modified By - Designed by