Popular Post

Posted by : Murat PINAR 24 Kasım 2009 Salı

"….bu kişisel gelişim sistemi “looser” dedikleri adamlar üzerine kurulu. toplum kaybedenlerle dolu. filmlerde, dizilerde 100’e yakın başarılı adamı, onların arabalarını, düzdükleri mankenleri gösterip dururlar. saatler, pahal cep telefonları, şaraplar, partiler… herkes onlara özenir. tüm bu insanlar genç ve mutludur. seks yaparlar. toplumun geri kalan %99’u ise “kaybedendir”. sıradan işlerde sıradan hayatlar yaşarlar. bu kaybedenler “ben nasıl onlar gibi olabilirim?” koşusuna girerler. işte tam bu noktada onlara nasıl başaracaklarını anlatan sihirli formüller devreye girer. krem sürerek güzelleşeceklerine, kitap okuyarak başaracaklarına inanan insanlara mucizevi seminerler, kitaplar satarlar, 100 adımda zengin olmanın yolu gibi.
etraf o kadar çok güvensiz insanla dolu ki giydikleri markalarla özdeşleşerek güven hissedecek gençler… mutsuzluktan kırılıp “happy meal menu” yiyerek mutluluğa ulaşacağnı zanneden kaybedenler… her şişmanın bir “ab shaper”ı olmalı. o ürünlerde herkes genç ve mutludur. her şey pozitif enerji üzerine kuruludur. oysa kitabı kapattığında dönüp bir bakarsın, hayatın içinde mutluluk olduğu kadar mutsuzluk da var. hamburger menüyü yiyip kolanı içtikten sonra elinde ketçaplı peçeteler, ciddi bir fatura, koşu bisikletleriyle verilemeyecek kalori ve kalp damarlarında biriken doymuş yağ oranlarını göstermezler hiç. hep mutluluk vardır. geçen fark ettim; bir süpermarkette çocuk bezlerinin üzerinde bin bebekten birinin olabileceği kadar güzel bebekler ve yüzbin anneden birinin olabileceği kadar güzel bir güzel genç anneler birbirlerine sarılmış gülüyorlardı. tezgahın alt köşe raflarında yetişkin bezi vardı. onun üzerinde altını bağlamak zorunda kalacağınız, yaşlı bitkin adamın resmi yoktu. her bebeğin girdiği evde bir tane de o yaşlıdan olabilir. sırf şu mahallede üç tane yatalak hasta var hıdır.
numaraları bu işte. filmlerde, kitaplarda, gazetelerde o insanlar yok. bizi de o sisteme sokuyorlar. büyük şehirlerde “kaybedenler” yaratıyorlar. onlar kadar büyük pazar olamaz. en büyük tüketiciler onlardır. hayatından tatmin duyan, kendinden memnun biri çılgınca satın almaz.
türkiye’de ilk defa bu sene antidepresan ilaçların satışı, antibiyotik satışın geçti. her şey kendinden memnun olmayan, başka biri olmak istemen üzerine kurulu. modellediğin adam gibi olmak, onun gibi giyinmek, saçın onun gibi boyatmak, onun gibi içmek ve hep markaları konuşmak.
asıl mutsuz onlar! bak, bir kasırga yaşadılar, herkes birbirinin evini, dükkanını yağmaladı new orleans’ta. durduramadılar, insanları vurdular yağmayı durdurmak için.
bugün bu kasabada öyle bir şey olsa, herkes birbirine yardım eder. biri hastalansa herkes çorba götürür. ya istanbul’da? orası artık onların başkenti. tüm tv’ler istanbul için yayın yapıyor. aslında televizyonların gösterdikleri değil, insanların seyretmek istedikleri korkunç. üç dakikada bir, bir kadına tecavüz edilen bir ülkenin ihraç ettiği yaşam biçimi korkunç. kendi paçanı kurtar, fırtınada komşunun evini yağmala. kocaeli depreminde beline kiriş devrildiği için kıpırdayamayan kadına tecavüz eden bozuk telaffuzlu üç adamı bu sistem yarattı. o itler, karanlıkta, okudukları gazetenin arka sayfasında, sağ üst köşedeki mankeni gördüklerini sandılar; hiç dedelerinin ninelerinin boşlukta uğuldayan “komşun açken, tok yatma!” sesini duymadı o sapıklar, 900’lü hatlardaki kadınların şuh sesini duydular. o kadını hiçbir psikiyatristin sözleri tedavi edemez hıdır. hiçbir gazetecinin lüks lokantalarda ücretsiz yiyip içirdiği, karşılığında anlattığı yemeklerden o kadın artık tat alamaz. evlerin balkonlarındaki porno kanallara çevrili çanak uydu antenleri saldırdı o kadına.
köylünün şehirli olması 120 yıl sürer. süreyi ürün satmak için kısaltmaya kalktığın an orada kalırsın, mutsuz olursun.
…..”

Copyright © Murat PINAR - Modified By - Designed by