Popular Post

Archive for Ocak 2010

Çocuğunuzla, duygularını söze dökerek konuşun

By : Murat PINAR
Anne-babalar çocuklarını büyütürken kimi zaman onlarla ilişki kurmada sorunlar yaşıyor. Kendilerine göre olması gereken davranışları yaptıramayınca üzülüyor, geriliyor ve bazen de zor kullanıyor, hatta şiddete başvuruyorlar. Karşılıklı mücadele haline gelen ilişki şekli, her iki tarafın sinirli, agresif, inatçı tavırlarıyla sorun yumağına dönüşüyor. Oyun terapisti ve psikolog Nilüfer Devecigil, sabrının son demlerini yaşayan böyle anneye veya babaya önce durup kendisine bakmasını öneriyor. Çünkü, çocuk anne-babasının aynası ve orada ne görürse onu taklit ediyor. Ayrıca, çocuğun şikâyet edilen davranışlarından önce ebeveyni ile arasında 'o anda' nasıl bir ilişki yaşandığına dikkat edilmesi gerekiyor. Karşılıklı ilişkide konuşmanın ve duyguların ifade edilmesinin çok önemli olduğuna vurgu yapan Nilüfer Devecigil, ebeveynin, çocuğuna o anda yaşadığı duyguların farkında olduğunu ifade etmesi gerektiğini belirtiyor.

Devecigil'in bu önerisi, bu zamana kadar uzmanlar tarafından yapılan 'ilişkilerde konuşurken 'ben' dilini kullanma önerisinden biraz farklı. Genel olarak bilinen uygulamada şöyle denirdi: 'Sen şöylesin, böylesin, demek yerine, sen bunu yaptığında üzülüyorum, deyin. Karşı tarafı suçlayıcı bir üslup yerine kendi duygularınızı anlatın.' Nilüfer Devecigil ise, çocuklarla ilişki kurarken onu anladığının gösterilmesini öneriyor. Devecigil bunun uygulamasını şöyle anlatıyor: "Çocuğumuz düşer ya da bir şeye üzüldüğü için ağlar. Biz hemen ağlamasını kesip oyalamaya çalışırız. 'Biliyorum canın acıdı, uff oldu, kıyamam sana!' deyince daha çok ağlamaya başlar. Bu yüzden yapmayız ama tam da bunu söylersek çocuk duygusunun farkına varır. 'Evet, canım yanıyor, üzgünüm içimdeki his bu!' diyebilir. 'Şu an kızgınsın, evet. Kızgın olduğun zaman anneye vurmuyoruz ama 'Kızgınım anne!' diyebilirsin. Bu şekilde duygularını kelimelere döküyoruz. Çocuk, 'kızgınım, üzgünüm, mutluyum' diye algılamaya başlıyor ve daha sonra kendisi de duygularını söze dökebiliyor. Erkek çocuk için de bunu yapmak gerekiyor. Bu şekilde kızgınlığını davranışlarıyla değil de sözel olarak ifade edebiliyor.

Mesela çocuğumuza 'kardeşini kıskandığın için bunu böyle yapıyorsun' demekten korkarız. 'Kardeşinle ilgilendiğim için eskisi kadar oynayamıyoruz ve sen buna üzülüyorsun, biliyorum' deyin. Bunu duyunca 'evet, annem beni anlıyor' diyecek ve içindeki duyguyu fark edecektir. Bu tarz bir ilişki kurmak için 0-6 yaş çok önemli ama daha büyük çocuklarla da ilişki tarzı değiştirildiğinde iyi sonuçlar alınıyor. Hiçbir yaş geç kalınmış sayılmaz; çünkü duygusal sağlık hayatta en önemli şey. Bu olmayınca yetişkinlikte stres, intihar, delilik sorunları çıkıyor."

Nilüfer Devecigil, çocukların davranışlarını yönlendirmeyi amaçlayan terbiye yönteminin Amerika ve Batı ülkelerinde terk edilmeye başlandığını, artık ilişkinin önemsendiğini söylüyor. Davranışları düzelsin diye uygulanan ödül-ceza yönteminin de doğru olmadığını ifade eden Devecigil'e göre, bir çocuğa 'öyle yapma ben çok üzülüyorum' demek çözüm değil. Çocuk onu anne veya babası üzülüyor diye mi yapmamalı, yoksa yapmaması gerektiği için mi? Bu noktada zaten 'ceza-ödül' uygulamaları başlıyor. 'Çok güzel yapmışsın, al sana lolipop' veya 'harika olmuş, seninle gurur duyuyorum' gibi onay sözcükleri ile çocuklar ödüle bağımlı hale geliyor. Bunun yerine her seferinde çocuğun davranışlarını kendine döndürmek, örneğin, 'kendinle gurur duymalısın bu notu aldığın için. Bu resmi sen istediğin gibi yaptın' demek gerekli. Bu şekilde çocuk, gerçekten iyi yapıp yapmadığına bakmayı öğreniyor.

Çocuklar içine kapanıyor

Ödül veya ceza verilen çocukların duygularını bastırdığını ifade eden oyun terapisti ve psikolog Nilüfer Devecigil, çocuğunu yalnız uyumaya alıştırmak isteyen bir ebeveynin uygulamasını şöyle anlatıyor:

"Danıştıkları pedagog, yatağında uyuduğu her akşam için çocuğa bir yıldız, üç yıldızda da bir ödül vermelerini önermiş. Başta işe yaramış; çünkü çocuk ödüle odaklı, duygularına bakmıyor. Uzun dönemde çocukta başka sorunlar çıkıyor; çünkü üzüntü, kızgınlık, ihtiyaç gibi duygularının cevabını alamayınca kendini içine kapatıyor veya bağlanmayla ilgili sorunlar yaşıyor. Tepki gösteren, ağlayan çocuk aslında hâlâ yardım istiyordur. Kabullenen çocuğa 'ne uslu' deniyor. Oysa tepki vermemesi çok üzücü. Tepki verdiğinde ise konuşmak, duygularını fark ettirmek gerek.

Anne işten geldi ve çocuğu hemen onunla oynamak istiyor. O ise biraz dinlenmeyi planlıyor. Bu durumda 'Seninle oynamak istiyorum ama çok yorgunum.' diye konuşabilir. Çocuk ağlamaya başlayınca çocuğun hisleri söze dökülebilir.

PowerBall

By : Murat PINAR


Mükemmel ve ustalık gerektiren mühendislik başarısıdır, birleşenlerinden olan ve çok yüksek bir hızda dönen topun çevresini kaliteli ve sağlam plastik küre sarar.


PowerBall, merkezkaç kuvveti sayesinde dengesizlik oluşturup omuz, kol ve bileğin güç sarfederek bu dengesizliği kontrol altına almasını sağlar. Bu kontrol sırasında
tüm kasları çeşitli açılarda ve hareketlerle çalıştırdığı için, özellikle bilek
ve kol sağlığı açısından büyük bir öneme sahiptir. Bu sebeple, el-kol-bilek
ağrıları çekenlerin ve bilek gücüne dayalı sporların vazgeçilmez egzersiz
kaynağıdır.

Dinamik, Hareketli , Heyecan Verici PowerBall
PowerBall, dinamik, hareketli ve tamamiyle devrim niteliğinde bir
üründür. İçindeki topaç sistemine benzer top hareketiyle sağladığı merkezkaç
kuvveti sayesinde kullanmaya başladıktan sonra kullanıcısına büyük bir keyif
sunar.

Tenis topu büyüklüğünde, ağırlığı tenis topundan biraz daha
fazla, PowerBall’u elinize alıp, ipini çekerek ilk hareketi verdikten sonra daha
önce hiç yaşamadığınız bir duyguyla karşılaşırsınız, bu duygu büyük bir keyif
verir. PowerBall döndükçe hareketlenir, canlanır ve keyif vermeye başlar. Bilek
ve kol hareketlerinde daha iyi bir dayanıklılık için düşük hızlarda çevirmek
yeterli olmaz, fakat sakinleşme, yumuşama, sinirlerinizin yatışması, gevşemeniz,
stress ve sıkıntılarınızda kurtulmanız için düşük hızda çevirme tamamiyle
yeterlidir.
Tag : ,

İş merkezli yaşayanlar hayatın küçük güzelliklerini farketmiyor

By : Murat PINAR
Bazı insanlar vardır, kendilerini sürekli işe verirler ve dinlenmek bilmezler. Hayattan beklentileri yüksektir ve sürekli rekabet halindedirler.

Bu kişiler hayatı mücadele olarak algılama eğilimindedir. Bu nedenle, yaşanılan her günü, karşılaştıkları her insanı ve her durumu üstesinden gelinmesi gereken bir sorun olarak algılarlar. Beklentileri karşılanmayınca kuvvetli bir rahatsızlık duyarken hedeflerine ulaştıklarında mutlulukları azdır ve kısa sürer. Bu durum kişinin ruh ve beden sağlığını tehdit edebilir.

İşkoliklerde sıklıkla

görülen özellikler

Dürtü ve ihtiras: Bu davranış biçimine sahip kimseler, kendileri ve başkaları için yüksek bir beklenti düzeyi koyar ve bunun gerçekleşmemesi durumunda büyük rahatsızlık duyarlar.

Hareketlerdeki kesinlik ve katılık: Katı ve kesin bir konuşma biçimleri vardır. Seçilen kelimelerin ses tonu ve jestler serttir.

Rekabet, saldırganlık ve düşmanlık duyguları: Aşırı ihtiras ve rekabet duyguları zamanla düşmanlık duygularını artırır. Güven eksikliğinin de bu tür davranışlarda etkisi vardır. Hırslı ve rekabet duygusuna sahip kişiler kendilerini diğer insanlarla karşılaştırarak yerlerini korumaya veya daha iyi olmaya çaba gösterirler. Bu da kişiyi iş bağımlılığına götürür. Bu kişiler işlerine, giderek daha fazla zaman ayırırlar. Halbuki bu, verimliliklerini azaltmaktadır. Hırs ve rekabet duygularına şiddet duygusunun eşlik etmesi de kalp krizi başta olmak üzere birçok hastalığın nedenidir.

Zaman baskısı: Bu kişiler zamanın amansız zorlayıcılığı altında sonsuz bir mücadele içindedir. Bu kimseler devamlı olarak daralan bir zamanda her an daha fazlasına ulaşmanın gayreti içindedir.

Ben merkezcilik: Bu kişiler kendi başarılarıyla meşgul olup büyük çoğunlukla hayatın diğer cephelerini ve ailelerini ihmal edecek ölçüde kendilerini işlerine verirler. Günümüz hayat şartlarının bunda etkili olduğu, rekabet piyasasının insanları daha fazla mücadele etmeye teşvik ettiği düşünülse de önemli olan kişinin nerede duracağını bilmesidir. İş konusunda nerede duracağını ve önceliklerini bilemeyen bazı kişilerde stres şu tür sorunlara yol açar:

Kanda yüksek düzeyde kolesterol ve yağ,

Yiyeceklerle alınan kolesterolün kandan atılışında önemli ölçüde yavaşlama,

Kanda pıhtılaşmayı sağlayan (fibrinojen ve trombosit gibi) maddelerde artış,

Şeker hastalığına yatkınlık.

İş merkezli davranış biçiminin tam karşısında da, daha rahat sakin ve zaman baskısını çok aşırı hissetmeyen bir kişilik tarzı ve davranış biçimi yer alır. Bu kişiler zamanı akıllıca programlamaya önem verip bunu büyük ölçüde yapabildiklerinde zaman baskısını çok hissetmezler. Bu kişiler hayatlarındaki küçük şeylerden zevk almaya da zaman ayırırlar. Mesela sabah işe giderken güneşin doğuşunu izlerler. Tamamen işlerine odaklanıp hayatın diğer boyutlarını unutmazlar. Hayatlarındaki küçük görünen güzelliklerden zevk almaya çalışırlar. Sadece işi düşünmezler, hayatın güzel yönlerini görme özellikleri objektif ve dengeli olmalarını da sağlar. İşlerine vakit ayırdıkları kadar ailelerine, dostlarına, kendi sağlıklarına, gelişimlerine, iş dışı ilgilerine de zaman ayırırlar.

Strese karşı dayanıklı olmak için kişinin kendisini ve insanları tanıması ve iletişim becerisi önemlidir. Kişi kendisini tanımaya çalışırsa kapasitesinin üstünde beklenti içine girmez. Yine diğer insanları iyi tanımaya çalışırsa gerçekçi beklentiler içinde olur. Karşısındakine öfkelenmek yerine ondan ne istediğini ve beklediğini iyi ifade eder. Başarı için azim gerekli şart olsa da ruh ve beden sağlığını korumak için zaman zaman da vazgeçmek ve stresi yönetmek daha etkili bir yoldur.

Bunun için sadece sonuçlara değil, bir bütün olarak hayata değer vermek gerekir. Hayatta gel-gitler, hatalar olabilir. Önemli olan, tecrübe sahibi olmak ve olaylardan ders çıkarmaktır. Çalışmanın da, dinlenmenin de yeri ve zamanı vardır. Zaman zaman yavaşlamaktan ve sadece var olmaya çalışmaktan korkmamalıdır. Kişi rahatlamanın daha büyük verim sağladığını bilerek kendisine dinlenme fırsatları hazırlamalıdır.

Sözler:

By : Murat PINAR
Henüz tamamını gözden geçirmeye fırsatımın olmadığı, güzel ve öğretici olduğunu düşündüğüm sözler..
"Gücüne eşit hayaller için dua etme. Hayallerine eşit güç için dua et" M. Nolan
Hiç kimse yılları doldurmakla ihtiyarlamaz.İnsanlar ideallerini kaybedince yaşlanırlar.Seneler ancak cildi buruşturur,ama heyecanı yitirmek ruhu buruşturur."
"Kuşlar gibi uçmayı, balıklar gibi yüzmeyi öğrendik. Fakat bu arada çok basit bir sanatı unuttuk. İnsan gibi yaşamayı." Martin Luther
Eğer yürüdüğümüz yolda bir engel yoksa, iyi bilinki o yol sizi hiçbir yere götürmez.
Bir işi zamanında yapmak yüz işe başlamaktan iyidir. Fransız Atasözü
"Yanlışı gören ve önlemek için elini uzatmayan insan , yanlışı yapan kadar suçludur"
"Hak yenir ama hazmedilmez"
"Hayat bir hikaye gibidir, ne kadar uzun olduğu değil ne kadar güzel olduğu önemlidir" Seneca
Şu zamanda insanların dostluğu acemi aşçının çorbasına benziyor. Kokusu güzel ama tadı - tuzu yok. M. Bin Dinar
Karşınızdakini dinliyor musunuz, yoksa konuşmak için sıra mı bekliyorsunuz?
"Taze güne taze fikirle başla, her gün yeni bir gündür" Demokritos
"Mesleğinin dümenlerini öğrenmekle vakit yitirme... mesleğini öğren." J. Brown
"Yarın yorgun kimselerin değil, rahatına kıyabilenlerindir" Nurullah Ataç
"Konuşun, tanışın; çünkü kişi dilinin altında gizlidir" Hz. Ali
"Nefsine hakim olan, kimseye mahkum olmaz" M. Kemal İnal
"Doğru söz tatlı olmaz" Sinan Paşa
"Günümüzde insanlar her şeyin kıymetini biliyor, hiçbir şeyin değerini bilmeksizin"
"Tarih muazzam bir erken uyarma sistemidir." N. Cousins
"Dostluğu öldüren en tehlikeli silah itimatsızlıktır" Hz. Ali
"Yapılmış küçük işler, planlanmış büyük işlerden çok daha iyidir." P. Marshall
"Görüşler, görünüşe akseder." Akif Cemil
"Aletlerin en faydalısı kalemdir. Bir şişe mürekkep bir külçe altından hayırlıdır"İbn-i Sina
"Dünya üç gündür; dün, bugün ve yarın. Dün geçti, yarın geleceği belli değil. Öyle ise bugünün kıymetini bil." Hasan-ı Basri
"Hastalık hissedilir sağlık hissedilmez" T.Fuller
"Konuşmak için bilmek gerekir" F. Corcus
"Kalın telden ince ses çıkmaz" F.Yakar
"Meşhur olmak sevdası ile yanıp tutuşana doğruluk nasip olmaz" İ.Bin Ethem
"Yapman gereken hayırlı, yararlı işleri yarına bırakma. Bakarsın yarın olur da, sen olmazsın." Hz. Ali
"Hiçbir şey okumayanlar hiç bir şey değillerdir."
"Herkes güvenerek tutabileceği bir ele ve yanlış anlaşılmayacağını bildiği bir kalbe ihtiyaç duyar"
"Kitap okumayan bir kimsenin, okuma bilmeyene karşı bir üstünlüğü yoktur." Mark Twain
"Cahil insan gül olsa da koklama" Aşık Veysel
"Memleket Gençlerini Ekonomik ve Sosyal hayata doğrudan etkili kılabilmek için gerekli olan temel bilgileri uygulamalı olarak verme usulü eğitimimizin esasını teşkil etmelidir." M. Kemal Atatürk
"Büyük olmak için küçülen insanlar var" Necdet Evrimer
"Tanrı yükler verdi, aynı zamanda omuzlarda"
"En büyük saadetler büyük ve acı felaketlerin neticesidir" Bediüzzaman
Cadde olmazsan sokak ol, güneş olmazsan yıldız ol, ne olursan ol, en iyisi ol
"Açılmamış kanatların büyüklüğü bilinmez",
"Hayatın her anından zevk almaya çalış, unutma ki beyaz lalenin bile siyah gölgesi vardır"
"Servetini kaybettinse hiçbirşeyini kaybetmiş sayılmazsın, sıhhatini kaybettinse belki bir şeyler kaybetmiş sayılırsın, karekterini kaybettinse her şeyini kaybettin demektir."
"Davranışlar herkesin kendini seyrettiği bir aynadır"
"Tecrübe herkesin kendi öz hatalarına verdiği addır"
"Bana okuduğum kitapların en güzelinin hangisi olduğunu sorarsanız. Söyleyeyim ANNEMdir"
"Bol, bol gülümse!Hem maliyeti sıfırdır, hem de bedeline paha biçilmez"
"Kaybedecek hiç birşeyi kalmamışlardan uzak dur"
"Engellerin en yıldırıcısı insanın kendisidir"
"Dünyada bir tek güzel çocuk vardır. Bütün anneler ona sahiptir"
"Küçük şeylere gereğinden fazla önem verenler, elinden büyük iş gelmeyenlerdir" EFLATUN
"Olgun insan güzel söz söyleyen değil, söylediğini yapan ve yapabileceğini söyleyen adamdır."
"Dost vardır; gıda gibidir, sen onu hergün ararsın.Dost vardır; ilaç gibidir gerektiğinde ararsın. Dost vardır; hastalık gibidir, o seni arar"
Hayatımda edindiğim en büyük bilgi şudur: "Kendi kendine yardm etmeyi bilmeyene, kimse yardım etmez." PESTALOZZI
Düşünce, rüzgâr: Bilgi, yelken ise insanlık bir kayıktır. ANONIM
Herhangi bir insan vaktini nasıl geçireceğini, üstün bir insan ise vaktini nasıl tasarruf edeceğini düşünür. SCHOPENHAVER
Bilirken susmak, bilmezken söylemek kadar kötüdür. EFLATUN
Kaplumbağaya dikkat et. Ancak kafasını çıkarıp risk aldığında ilerleyebiliyor. James B.CONONT
Hiç kimse başarı merdivenlerini elleri cebinde tırmanmamıştır. S.Keth MOORHEAD
İnsan yasadıkça anlıyor ki, kendi kayığını kendin çekmezsen bir yerlere gidemiyorsun. Katharine HEPBURN
Büyük beyinler fikirleri, orta beyinler olayları, küçük beyinler ise kişileri konuşur. Hyman RICKOVER
Akıllı insan aklını kullanır, daha akıllı insan başkalarının aklını da kullanır. Bernard SHAW
Dostların sıkıntıda iken onları mutlu oldukları zamankinden daha çok ara. CHİLON
Düşmanlarınızı sevin çünkü kusurlarınızı yalnız onlar açıkça söyleyebilir. Benjamin FRANKLİN
Tag : ,

Hikayecik - Jim

By : Murat PINAR
Savaşın en kanlı günlerinden biri.. Asker, en iyi arkadaşının az ileride kanlar içinde yere düştüğünü gördü. İnsanın başını bir saniye bile siperin üzerinde tutamayacağı ateş yağmuru altındaydılar. Asker teğmene koştu ve:

" Teğmenim. Fırlayıp arkadaşımı alıp gelebilir miyim?.."

Delirdin mi? der gibi baktı teğmen...

" Gitmeye değer mi?. Arkadaşın delik deşik olmuş...Büyük olasılıkla ölmüştür bile.. Kendi hayatını da tehlikeye atma sakın.."

Asker ısrar etti ve teğmen "Peki " dedi..

" Git o zaman.." İnanılması güç bir mucize.. Asker o korkunç ateş yağmuru altında arkadaşına ulaştı. Onu sırtına aldı ve koşa koşa döndü.. Birlikte siperin içine yuvarlandılar. Teğmen,kanlar içindeki askeri muayene etti.. Sonra onu sipere taşıyan arkadaşına döndü:

" Sana değmez! Hayatını tehlikeye atmana değmez, demiştim.

Bu zaten ölmüş.."

" Değdi teğmenim. " dedi asker..

" Nasıl değdi? dedi teğmen.. Bu adam ölmüş görmüyor musun?."

" Gene de değdi komutanım.. Çünkü yanına ulaştığımda henüz sağdı.. Onun son sözlerini duymak, dünyaya bedeldi benim için.."

Ve arkadaşının son sözlerini hıçkırarak tekrarladı

" Jim!.. Geleceğini biliyordum!.. demişti arkadaşı.

" Geleceğini biliyordum..."
Tag : ,

Atık su arıtma süreçleri

By : Murat PINAR
Dünyada yılda 40.000 km³ tatlı su
okyanuslardan karalara transfer olmaktadır. Bu suyun büyük bir kısmı taşkın vb.
nedenlerle kaybolurken kullanılabilir su miktarı yıllık olarak 9.000 km³
olmaktadır. Dünya nüfusunun yıllık su gereksinimi kişi başına ortalama 350 m³
civarındadır. Ancak su kirlenmesi nedeni ile su gereksinim kişi başına 700 m³
değerine ulaşmaktadır. Şuan dünya üzerindeki suyun ancak 13 milyar insana
yeteceği düşünülmektedir. Dünya nüfusunun zaman içinde artışı ve su
kaynaklarının dünya üzerinde eşit olarak dağılmaması (Afrika ve Ortadoğu vb.)
gibi nedenlerle su kirliliği önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır.

Atıksu içerisindeki kirletici maddelerin fiziksel işlemlerle atık sudan
alınması amacı ile kullanılan proseslerdir. Uygulamaları; ızgaralar, elekler,
kum tutucular, yüzdürme sistemleri, çöktürme havuzları, dengeleme havuzlarıdır.

Fiziksel Arıtma Sistemleri

Izgaralar: Büyük hacimli maddelerin
atıksudan ayrılarak pompa ve diğer teçhizata zarar vermelerini önlemek ve diğer
arıtma ünitelerine gelecek yükü hafifletmek amacı ile kullanılan arıtım
üniteleridir. İnce ve kaba ızgaralar olmak üzere aralık miktarlarına bağlı
çeşitleri bulunmakta ve manuel veya otomatik temizlemeli olarak dizayn
edilebilmektedirler.

Elekler: Atıksu içerisindeki katı maddelerin
tutulması ve arıtma sistemine giriş kirlilik yüklerinin azaltılması amacı ile
kullanılırlar.

Dengeleme Havuzları: Atıksuyun debi ve kirlilik
yüklerinin dengelenmesi amacı ile kullanılırlar.

Kum Tutucular: Atıksu
içerisinde bulunan kum, çakıl vb. ayrışmayan maddeleri sudan ayırarak makine ve
teçhizatın aşınmasını önlemek, çöktürme havuzlarında kum ve çakıl birikiminin
önüne geçmek amacı ile kullanılırlar.

Yüzdürme Sistemleri: Yüzdürme
işlemi, çökeltme işleminin tersidir ve sudan daha düşük özgül ağırlığa sahip
taneciklerin yükselmesi esasına dayanır. Yüzdürme sistemleri, atık su içerisinde
bulunan yağ, sabun, gres, ahşap parçaları gibi sudan hafif maddeleri tutmak için
kullanılırlar.

Çöktürme Havuzları: Sudan daha fazla yoğunluğa sahip katı
maddelerin durağan koşullarda yer çekimi etkisi ile çöktürülerek
uzaklaştırılması amacı ile kullanılırlar. Çöktürme havuzları, ön çöktürme veya
biyolojik ve kimyasal arıtım işlemi ardından son çöktürme amacı ile
kullanılabilirler.

Kaynak

Tag : ,

Hikayecik..

By : Murat PINAR
New York'ta bir bankanın önünde duran son model Rolls Royce otomobilden inen adam, hızlı adımlarla bankaya girdi ve önüne çıkan ilk görevliye, bireysel kredi için başvuruda bulunmak istediğini söyledi. Görevli onu, müşteri temsilcisine götürdü. Adam, çok acele bir is için Avrupa'ya gitmek zorunda olduğunu ve bu nedenle bir hafta vadeli beş bin dolar krediye gereksinim duyduğunu söyledi. Müşteri temsilcisi kısa bir araştırma yaptıktan sonra. "Ticari ve mali sicilinizi inceledik. Bu krediyi almanız için bir engeliniz yok" dedi ve ekledi: Fakat bir konuyu belirtmeliyiz. Bizim
bankamızla daha önce hiç çalışmamışsınız. Banka olarak sizi resmen tanımıyoruz.
Bu nedenle, söz konusu krediyi verebilmemiz için karşılığında sizden bir teminat
almak zorundayız". Adam cebinden Rolls Royce'un anahtarını çıkardı, bankanın
müşteri temsilcisine uzattı: "Çok acelem var, uçağa yetişeceğim." dedi.
"kapıdaki Rolls Royce' umu teminat olarak alabilirsiniz". Kredi işlemleri çok
hızlı bir bicimde tamamlandı. Banka Rolls Royce otomobili bankanın garajına
çektiler, adama da beş bin dolar krediyi verdiler. Müşteri temsilcisi, kişisel
merakını gidermek için bir hafta boyunca özel bir araştırma yaptı ve
bankalarının bu yeni müşterisinin çok büyük bir is adamı ve çok büyük bir servet
sahibi olduğunu öğrendi. Bir hafta sonra adam yeniden gelip, borcunun anaparası
beş bin dolarla, bir haftalık faizi dokuz bucuk doları ödedikten sonra, müşteri
temsilcisi bir turlu yenemediği merakının dürtüsüyle sordu: "Sizin, çok büyük
bir is adamı ve çok büyük bir servetin sahibi olduğunuzu öğrendim" dedi.
"Yalnızca kişisel merakımdan soruyorum. Lütfen söyler misiniz, sizin için çok
küçük bir miktar olan beş bin dolarlık krediye neden gereksinim duydunuz?" Adam
hafifçe gülümsedi: "Siz de bana lütfen söyler misiniz?" dedi. "Böyle lüks bir
otomobili, New York'ta hangi kapalı garaja, bir hafta boyunca dokuz bucuk dolara
bırakabilirsiniz?(para kazanmak sadece çalışma ve hırsla olmaz,zeka da
gerekir..)
Tag : ,

Uzun süre TV izleyen kalpten ölebilir

By : Murat PINAR
Televizyonun başında çok uzun saatler hareketsiz kalmak, erken ölme riskini artırıyor.

Avustralya'da 6 yıl
boyunca herhangi bir kalp rahatsızlığı bulunmayan 25 yaş üzeri 8 bin 800 kişi
üzerinde yapılan araştırmadan ilginç sonuçlar çıktı. Araştırmaya göre, günde 4
saat veya daha fazla televizyon karşısında kalanların, 2 saatten az izleyenlere
göre kalp rahatsızlığından ölme ihtimali yüzde 80 daha fazla. Bu kişilerin
herhangi bir sebepten ölme ihtimali da az TV izleyenlere göre yüzde 46 fazla.
Bunun yanı sıra televizyon karşısında harcanan her ek bir saat, kalp
rahatsızlığından yaşamını yitirme riskini yüzde 18, genel sebeplerden ölüm
riskini de yüzde 11 artırıyor. Katılanların yaşları, sigara kullanımı,
tansiyonları gibi sağlık konuları hesaba katıldığında bile bu oranların
değişmediği belirtiliyor.

Bu "tehlikeli" durumun nedeni ise televizyonun
kendisi değil. Araştırmayı yöneten Dr. David Dunstan, sorunun, televizyon
karşısında "yanlış oturmaktan" kaynaklandığını belirtiyor. Araştırmaya göre, çok
uzun süre televizyon izlemek, çok uzun süre oturmak anlamına geldiği için bu
sürede kaslar hareket etmiyor ve böylesine uzun süreli hareketsizlik
metabolizmayı bozuyor. Dahası, sonrasında egzersiz yapmak televizyon karşısında
çok oturmanın getirdiği olumsuz sonucu telafi etmiyor. Dunstan, insanların TV
izlerken de aktif olabileceğine dikkati çekerek, reklam aralarında ayağa
kalkılması, dolaşılması ve TV izlerken bazı egzersizler yapılması tavsiyelerinde
bulundu.

ZAMAN

Blog Ziyaretçi Sayısını Arttırmak İçin...

By : Murat PINAR
Blog ve websitesi sahiplerinin izleyici/ziyaretçi sayısını arttırmak için yapması gereken temel kuralların bazılarını aşağıda maddeler halinde bulabilirsiniz.Devamı için zeynepduran.blogspot.com adresini ziyaret ediniz.


1. İyi araştırılmış,yazıya dökülmüş ve benzersiz içeriğe sahip yayınlar okuyucuyu etkileyecek ve bağlayacaktır. Nasıl yapılacağını içeren,harici eğitici bir linki bulunan içerikler her zaman ziyaretçileri etkilemişlerdir.
2. Bloğunuzu/Yayınlarınızı/Konuları popüler blog kataloglarında yayınlayınız. En popüler olanları; MyBlogLog, BlogCatalog, Top of Blogs, Blog Engage, GoArticles, Ezine articles, Article dashboard, etc. Bu sitelerdeki diğer blogları ziyaret edin veya forumlarına yazılar yazın.
3. Çok tutulan veya yükselen bloglarda/Websitelerinde anlamlı yazılar yazın ve sonuna bloğunuzun linkini bırakın. Fakat linkinizi yayınladıklarından emin olun.
4. Forum sitelerinde sorulan sorulara ilişkin bloğunuzda tam bir açıklama varsa ,linkinizi bırakarak okuyucuları yönlendirin.
5. Kendi bloğunuzda da her yayının sonunda linkinizi verin.Bazen google da araştırıp bir yazınıza bakanlar bloğun tamamını görmek isteyebilirler.
6. Ziyaretçilerin RSS haber kaynağından veya mail grubuna abone olarak sizden düzenli haber almasını sağlayın.Google feedburner vasıtası ile optimizasyon yapınız
7. Bloğunuza yorum bırakanlara zaman kaybetmeksizin cevap veriniz.
8. Myspace, facebook, twitter, mylot, Bebo gibi sosyal paylaşım siteleri vasıtasıyla bloğunuzu duyurun.Fakat bunlara ayıracak zamanınız olduğundan emin olun.Belki Tiwtter sizi daha az yorabilir.
9. Fikirlerinizi paylaşmak için blogculuk üzerine tasarlanmış topluluklara üye olun ve fikirlerinizi beyan edin.
10. Yayınınızın konusuna göre google da en çok kullanılan kelimeri konu başlığı olarak yazınız.Mesala Bilgisayar/teknoloji ile ilgili bir yazıda “…….. nasıl yapılır” diye bir başlık atmanız size daha kolay ulaşılmasını sağlayacaktır.
11. Güzel bir dilbilgisi, orta boy font,paragraflar ve beyaz bir arka zemin kullanınız.Ziyaretçiler okuması kolay metinleri tercih etmektedir.
12. Bir resim ekleyiniz ( http://www.sxc.hu adresinde bolca resim bulabilirsiniz ) ve yayınıza atıf yapacak kelimeleri tag olarak atayınız.
13.Google gadget kullanarak bloğunuza bir sözlük ekleyiniz.
14. Maillerinize blog linkinizide ekleyiniz.
15. Ziyaretçilerin kolayca hatırlayabileceği bir blog adresi seçiniz.
16. Forum sitelerinde kulladığınız isimler blog adresiyle aynı veya benzer olsun.Böylece arama motorları üzerinden size kolayca ulaşabilirler.
17. Size link atan websayfaları veya basit bloglar oluşturun.Çok popüler olmalarına gerek yok.Arama motorlarında sizin bloğunuza link attıkları için puanınızı yükseltirler.
18. Diğer blog veya sayfalarınıza link veren basit siteler oluşturun.Ücretsiz hosting yapan Weebly, Yola (Synthasite), Google Sites, Jimdo, Snap Pages, Edicy Pages gibi siteler sizin için önemli bir kaynaktır.
19. RSS sayesinde yeni fikirler edinin.Mesela ücretsiz yazılım veya teknik bilgi içeren blogları gösteren bir RSS google gadget kullanabilirsiniz.Örnek olarak http://www.everyjoe.com/cellphone9 ‘i ziyaret edebilirsiniz.
20. Takip ettiğiniz konularla alakalı güncel haberleri almak için Google alerts gibi sitelere üye olun ve taze fikirler edinin.
21. Okuyucua destek için konunun detayını içeren linkler veriniz.Google link kaynaklarına görede puanlama yapıyor.
22. Arama motoru optimizasyonu tekniklerini uygulayınız veya bu konuda bir uzmana başvurunuz.
23. Google da çok bulunmak için bloğunu link çöplüğüne çevirmeyin.Aksi takdirde google sizi listesinden çıkaracaktır.
24. Opitimizasyon için çok faydalı siteler var.Analiz ve düzenleme için Google araçlarını iyi öğrenin ve uygulayın. Google's Webmaster Tools, Keyword Tool, Google Trends, Google Insight, Ad Planner, Google Analytics, Google Alerts, Website Optimizer, Google Friend Connect, and Google Gadgets.
25. Blog ziyaretçilerine mail grubuna üye olmaları,anasayfa yapmaları ve link vermelerini sağlayacak widget’lar var.Bunları kullanın.
26. Son yorumlar kutusu ekleyin.Böylece yorumları okumak için çok vakit harcamazsınız ve tek tek her yayınızı incelemenize gerek kalmaz.
27. Düzenli olarak anket yapabilirsiniz.
28. Bloğunuzu widgetlarla doldurmayın.Çünkü ziyaretçi görüntü kirlilğinden sıkılabilir.Kaliteli ve çekici blog elemanları kullanın.Unutmayınki en çok ziyaret edilen bloglar en az widget kullananlardır.
29. Youtube gibi video sitelerinde video yayınlayın ve bloğunuza link verin.
30. Ziyaretçilerinizle yakınlık kurun.Yorumlarınızda yardımcı olacak açıklamalar yapın.Üye ol veya geri dön gibi ifadeler kullanın.
31. Entrecard ve Blog Engage gibi sitelerde bloğunuzun oldukça aktif olmasını ve ziyaretçilerinizin artmasını sağlayacaktır.
32. Lifehacker gibi bloggerlar arasında gruplar/Topluluklar oluşturun.Böylece daha çok fikir sahibi olabilirsiniz.
33. Popüler yazılarınız arasına diğer poüler yazılarınızın linkini koyabilirsiniz.Çünkü her bir yazınınzın ayrı bir linki vardır.Böylece bir link ile diğer yazılarınızada ziyaretçiler ulaşabilir.
34. Forum üyelerininde bloğunuzu görmesini sağlayın. Digital point ve Bloggeries sitelerinde böyle bir olanak var.Burdan da bloğunuz hakkında yeni fikirler edinebilirsiniz.
35.Benzer türde yazılarını katogorize edip bir başlık altında toplayınız.Ziyaretçilerin kolayca ulaşmasını sağlayınız.
36. https://adwords.google.com/select/KeywordToolExternal adresinden anahtar kelime konusunda yardım alın.

Unutmayın ki kaliteli içeriğe sahip bir blog için en önemli şey sizin vakit ayırmanız,çaba sarfetmeniz ve tutkuyla bu işi yapmanızdır.Düzenli ziyaret edilen bir blog için içeriğin kaliteli olması çok önemlidir.Enerjinizi ziyaretçi sayısını arttırmak için harcamayın.Yukarıda bahsettiğim methodları uygulayın.
Tag : ,

Google SEO

By : Murat PINAR
Googlede ilk sayfada yer almak, googlede ilk sırada çıkmak

Google SEO optimizayonu nedir?

Google SEO, websitenizin Googleda bir anahtar kelime arandığında ilk sayfada sizin gelmenizi sağlayan çalışmalara verilen addır.

Google SEO ne işe yarar?

Google SEO sitenizin arama motorlarında duyurulmasını sağlar.

Google SEO internet sitenizin Google dışında diğer arama motorlarında da kaydolmasını ve bu arama motorlarında da çıkmanızı sağlar.

Googlede ilk sırada çıkmak için

Google optimizasyon için öncelikle; sitenizde yer alan gereksiz kodların kaldırılması gerekmektedir. Sitenizin hızlı açılması birçok açıdan önemlidir. Ayrıca arama motorlarına sitenizin en hızlı şekilde indekslenmesini istiyorsanız, PR değeri yüksek bir siteden linkiniz olması gerekmektedir. Çok fazla sayısa baclink olması siteniz açısından ve pagerank değerleri açısından önemlidir.

Googlede ilk sayfada yer almak için ayrıca yapmanız gerekenler arasında;

- sitenizin orjinal içeriği

- sitenizin başlığının ve meta taglarinin düzgün olması ve belli bir boyutu geçmemesi

- sitenizde tek konuya odaklı site, yani çok fazla konu değilde bir konuda derinleşmiş site önemlidir.

- sitenizde yer alan kodların düzgünlüğü, arama motorları için optimize edilmiş olması ve çok fazla boyutta olmaması.

- sitenize benzer diğer sitelerden alacağınız backlink

Bu adımlardan sonra sitenizin sitemapı olmalı ve google dahil bir çok arama motoruna kayıt yaptırmanız gerekmektedir.
Tag : ,

Microsoft, Office 2010 fiyatlarını açıkladı

By : Murat PINAR

Redmond merkezli dünya yazılım devi Microsoft, Haziran ayında duyurmayı planladığı yeni yazılım paketi Office 2010 için Amerika fiyatlarını açıkladı. Beta sürümü bir süre önce yayımlanan Office 2010 için Office Professional Academic, Office Home and Student, Office Home and Business ve Office Professional olmak üzere dört farklı ticari sürümün fiyatları açıklandı, işte detaylar;

- Üniversite öğrencileri ve akademisyenler için hazırlanan Office Professional Academic 99$.

- Ev içi genel kullanım odaklı Office Home and Student 119$ (ürün anahtar kodu için).

- Ev ve iş kullanımı için hazırlanan Office Home and Business 199$.

- Hepsi bir arada komple paket isteyen uzmanlar için Office Professional 349$.

En gelişmiş paket olarak en yüksek fiyat etiketine sahip olan Office Professional, Word, Excel and PowerPoint, to Outlook, Access, Publisher ve OneNote gibi uygulamaların 2010 sürümlerini içereek. Yukarıda yer verdiğimiz dört ticari sürüm ile birlikte Microsoft, Word ve Excel uygulamalarını içeren reklam destekli Office 2010 Starter sürümünü de sağlayacak

Tag : ,

Kan bağışı, kalp krizi ihtimalini yüzde 90 oranında düşürüyor

By : Murat PINAR
Ülkemizde her yıl yüzlerce kişinin özellikle trafik kazaları veya acil ameliyatlar sırasında yeterli kan bulunamadığı için hayatını kaybetmesine rağmen kan verme alışkanlığı maalesef istenen seviyede değil.

Oysa kan vermenin hiçbir zararı olmadığı gibi, kan verenin bağışıklık sistemini güçlendirip vücudun yenilenmesine vesile oluyor. Uzmanlar, sağlıklı bir insanın yılda ortalama dört kez kan verebileceğine işaret ederek, kan bağışının fiziksel olarak faydasının yanı sıra psikolojik olarak da kan veren kişide bir rahatlama yaşandığını belirtiyor.

Medical Park Bursa Hastanesi Dâhiliye Uzmanı Dr. Serdal Baysal, yapılan bağışla kandaki yüksek yağ oranının düştüğünü, böylece kalp krizi ihtimalinin de birçok insanda yüzde 90 azaldığını belirtiyor. Dr. Baysal, kanın tek kaynağının insan olması ve ihtiyaç duyulduğunda yerine konabilecek bir yedeğinin olmaması sebebiyle hayat kurtarıcı bir sıvı olduğunu ifade ediyor. Gelişmiş ülkelerde kan bağışının sosyal bir sorumluluk olarak görülüp düzenli kan bağışı yapıldığını kaydeden Dr. Baysal, kan verildiğinde kemik iliğinin uyarıldığını, bunun da genç kan hücrelerinin kemik iliğinde yapılıp kan dolaşımına karışmasını sağladığını belirtti. Kan, kemik iliğinde yapımı sürekli olan bir sıvı olduğu için, kan verme, sağlıklı insanlar için herhangi bir sağlık problemine yol açmıyor.

Dr. Baysal, aksine kalp krizi riskinin yüzde 90 oranında düştüğünü vurguluyor. 18-65 yaşları arasında herhangi bir sağlık sorunu olmayan, kan ölçümlerinde hemoglobin ve hematokrit değerleri normal olan herkes, yılda ortalama dört kez kan verebiliyor. Kan vermeye tok mideyle gitmek gerekiyor. Dr. Serdal Baysal, kan vermenin sıvı kaybına neden olduğundan; işlem sonrasında kişinin bol sıvı alması, sigara/ alkol almaması, ağır egzersizlerden sakınması, dikkat ve denge gerektirecek işlerde çalışanların da kan bağışı yaptıklarında işlerine bir gün ara vermeleri gerektiğine dikkat çekiyor. Normal kan hücresinin hayat süresi 120 gün. Dr. Baysal, kan verdikten ortalama olarak 2-3 ay sonra vücuttaki kan seviyesinin normal değerlere tekrar ulaştığını kaydediyor.

Kan verince ne olur?

KEMİK iliğinin yağlanması önlenip, kan yapımı canlı tutulur.

GENÇ HÜCRELER dolaşıma katıldığı için, bağışçı daha dinç ve canlı olur.

KANDAKİ yüksek yağ oranı düşer. Kalp krizi ihtimali yüzde 90 azalır.

BAŞ ağrısı, stres, yüksek tansiyon, yorgunluk gibi rahatsızlıkların giderilmesine çok büyük katkısı olur.

HER kan örneği AIDS, Hepatit-B/C ve Sifiliz yönünden araştırılıyor.

BAĞIŞÇI kişi kan grubu taramasından ücretsiz olarak yararlanmış olur.

Kimler kan veremez?

HEPATİT B, HEPATİT C, CREUTZFELDT-JACOB ve AIDS hastaları hiçbir zaman kan veremez.

SITMA: Tedaviden 3 yıl sonra verebilir.

FRENGİ: İyileştikten 1 yıl sonra verebilir.

TÜBERKÜLOZ: İyileştikten 5 yıl sonra.

DİABET: İlaç kullanmayan veya kan şekeri regüle edilmiş olanlar kan verebilir.

ANEMİ kansızlık teşhisi konulmuş kişiler, astım, kronik bronşit, epilepsi hastası olanlar ve gebeler kan bağışçısı olamaz.

KALP hastalığı, angina pektoris, ciddi kardiyak aritmi olanlar, brusella virüsü almış olanlar, 6 ay içinde büyük ameliyat geçirmiş olanlar kan veremez.

10 maddede ideal eş nasıl olunur?

By : Murat PINAR
İdeal eş arayanlar kendilerinin ne kadar ideal olduğuna baksın. İşte birkaç ölçü; eşini, sıkıntısını taşıyan hamal değil, hayatı paylaştığı arkadaş bilir. Ham, ekşi ve acı değil, olgun meyve gibidir. Güzel sözde cömert, kötü sözde cimridir. Bilir ki, tenkit sevgiyi terk ettirir. Eşinin tepesinde dolaşan kartal değil, omzuna konan muhabbet kuşudur.

Her genç erkek ve kız, evlenmeden önce ideal biriyle evlenmeyi hayal eder. İdealler, hayaller, beklentiler ve kesinlikle vazgeçilmez olan tutumlar karşısında evliliğin kapısını açmak da zor olur. Hele yaş 30'u geçmişse ve beklentilerden hiç taviz verilmiyorsa, hayata sabit bir açıdan bakılıyorsa ideal eşi bulmak da zor olur. Gençler ideal eşi bulur mu, bulmaz mı bilemeyiz. Ama ideal eşin nasıl olması gerektiği 21 maddede şöyle özetlenebilir;

1. Her şeyden evvel ideal eş, iyi bir dost ve arkadaştır. Saatlerce eşiyle sohbet edip hoş vakit geçirir. Eşinin merak duyduğu konulara ilgi duyar. Eşini, sıkıntısını taşıyan hamal değil, hayatı paylaştığı arkadaş bilir.

Şımarık çocuk gibi her şeyden küsüp surat asmaz. Ham, ekşi ve acı değil, olgun meyve gibidir.

2. Hassas, nazik, kibar ve ferasetlidir. Eşinin rahatsız olduğu konuyu mayınlı alan ilan ederek oradan uzaklaşır.

Bedbin değildir. Olayları pozitif gözle değerlendirir. Güler yüzü ve sözüyle eşine yaşama sevinci ve gücü verir.

3. Sevgisini, ilgisini ve birkaç kelimelik güzel sözünü milyon dolarlara satmaz. Güzel sözde cömert, kötü sözde cimridir.

4. Eşini olduğu gibi kabul edip değiştirmeye çalışmaz. Onu başkalarıyla kıyaslamaz. Özgüvenini sarsıcı sözlerden, akrepten kaçar gibi kaçar.

Eşinin hatalarına gece gibi olup başkalarına ifşa etmez. Kavga silahı kuşanmak yerine sabır zırhına bürünür.

5. Her işine, söz ve davranışına karışmak ve şahsiyetini tenkitle yıkmak yerine onore eder. Bilir ki, tenkit sevgiyi terk ettirir.

Yapacağı işlerde eşinin fikrini alır. "Böyle bir şey düşünüyorum, sen ne dersin?" diye sorar.

6. Yumuşak, iyi huylu, hoşgörülü, anlayışlı ve iyimserdir. Eşinin kendini mutlu etmesini beklemeden mutlu olur. Bütün hayatını beklentiyle bitirmez. Eşini mutluluk ağacı olarak görerek sürekli mutluluk meyveleri saçmasını beklemez.

Eşinin mizacına göre davranır. O ağlarken gülmez. Gülerken ağlamaz.

7. Eşinin akrabalarına karşı saygılı ve hürmetlidir.

Eşinin yaptığı iyiliklere burun bükmek yerine teşekkür eder. Münekkit değil, müteşekkirdir.

Zenginliğini, güzelliğini, zekasını, asaletini vb. şeylerini gurur vesilesi ederek eşinin tepesinde dolaşan kartal değil, omzuna konan muhabbet kuşudur.

8. Geçimlidir. Her şeyden çabuk bıkıp usanmaz. Kavgacı, sinirli ve öfkeli değildir. Mutluluğunu kadife gibi okşar, elmas kolye gibi saklar, hassas bir bebek gibi üzerine titrer. Eften püften şeylerle onu incitmez.

Evliliğin fedakârlık gerektirdiğini düşünüp bazı şeylerden feragat eder. Eşini mutlu etmek kendisine mutluluk verir. Evini mutluluk yuvasına çevirmenin yollarını arar. Batağa dönmesine izin vermez.

Yerinde konuşup, yerinde susmasını bilir. Eşinin ilgisini çekmek için çenesini değil aklını kullanır.

9. Eşinin zevkine saygılı olur. Kendi sevmediği şeye "Allah aşkına ne kadar zevksiz birisin, şunun neyinden hoşlanıyorsun?" demek yerine "zevkler ve renkler tartışılmaz" sloganını kullanır.

Eşine karşı her zaman dürüsttür. Yalan söylemez, eşinin güvenini sarsmaz. Verdiği sözü mutlaka tutar. Boş sözler ve vaatlerle eşini aldatmaz.

10. Eşinin her dakika harikalar icat edeceğini düşünmeyip, onun da bir insan olarak kusur ve hatalarının olabileceğini kabul eder.

Eşinin ebedi hayat arkadaşı olduğunu düşünerek ebedi arkadaşını kaybetmemek için gayret sarf eder.

İsteyen din hanesini sildirecek

By : Murat PINAR
Yeni nüfus Hizmetleri Yasası, dün yürürlüğe girdi. Yeni kanun, evlilik dışı doğan çocukların baba soyadını almasına olanak sağlıyor. Kimliğini kaybedenlere 50 YTL ceza var.

Aile kütüklerinde, ’din hanesi’nin kişinin isteği ile doldurulmasına ve evlilik dışı doğan çocukların baba soyadını almasına olanak sağlayan yasa, dün Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girdi.

Yeni Nüfus Hizmetleri Yasası, özetle şu hükümleri içeriyor:

18’İNDE DEĞİŞEBİLİR

Nüfus cüzdanındaki din hanesinin boş bırakılması, değiştirilmesi ya da silinmesi kişinin isteğiyle yapılacak. Ebeveynler çocuklarının din hanesini boş bırakabilecek; 18 yaşını dolduranlar din hanesini değiştirebilecekler.

ÇOCUKLARA SOYADI

Evlilik dışı çocuğa annesinin soyadının verilmesi uygulaması son buldu. Evlilik dışı doğan ve babaları tarafından kabul edilen çocuklar, babalarının soyadlarını alabilecekler.

EĞİTİM DESTEĞİ

Özellikle Doğu ve Güneydoğu’da başlatılan eğitim kampanyalarına destek olmak amacıyla, doğum, ölüm, evlenme gibi nüfus olaylarını kayıt altına aldırmayan vatandaşlar bir defaya mahsus olmak üzere affedilecek ve bu kişilere 50 YTL’lik ceza kesilmeyecek.

TEK SEÇMEN KARTI

Yerleşim yeri adresi birden fazla olsa da bir kişiye sadece bir seçmen bilgi kartı gönderilecek. Bu değişiklikle ’mükerrer seçmen’ tartışması sona erecek. Kayıt dışılığın önlenmesi amacıyla sürücü belgesi, pasaport, kimlik kartı gibi tüm tanıtıcı belgelerin yanı sıra vergi kimlik kartında da kimlik numarasının kullanılması zorunlu olacak.

50 YTL CEZA

Nüfus ve aile cüzdanlarını kaybedenlere ve nüfus cüzdanının geçerlilik süresinin son bulmasından itibaren 2 ay içinde bu cüzdanlarını değiştirmeyen kişilere 50 YTL para cezası verilecek. Adres bildirimi yükümlülüğünü yerine getirmeyenlere 250, gerçeğe aykırı adres bildirenlere 500 YTL ceza uygulanacak.

YABANCI EVLİLİKLERİ

Sahte evliliklerin önlenmesi için muhtarların yabancıları evlendirme yetkisi de kaldırıldı. Bu tür evliliklerde yetki sadece il ve ilçe belediye başkanları ile evlendirme memurlukları ile nüfus müdürlüklerinde olacak.

ÖZEL HAYATIN GİZLİLİĞİ

Özel hayatın gizliliği gereği, bir kişinin nüfus kaydı hakkında üçüncü kişilerin bilgi almaları engellendi.

YABANCIYA KİMLİK NO

Türkiye’de kaydı bulunan yabancılar da kimlik numarası alacak. Adres değişiklikleri, 20 gün içinde bildirilecek.
Tag : ,

Google Maps Altarnatifi Silverlight Bing Maps

By : Murat PINAR
Microsoft’un, Silverlight teknolojisiyle desteklediği Bing Maps, Bing’in anasayfasına entegre edildi. Bing Maps, Google Maps’e rakip olabilecek mi?

Microsoft‘un arama motoru Bing, Silverlight teknolojisi destekli harita servisine sonunda kavuştu. Silverlight teknolojisinin nimetlerinden yararlanan Bing Maps, Google’ın harita servisi Google Maps’e rakip olarak başarılı olmayı amaçlıyor. Eylül ortasında duyurulduğundan beri merakla beklenen Bing Maps, harita servisiyle birlikte birçok yenilik daha içeriyor. Daha yumuşak bir dokuya ve Google Maps’teki StreetView’e karşılık gelen Streetside özelliğine sahip olan Bing Maps’in, restoran, alışveriş mağazaları, park yerlerini gösteren hizmetleri de mevcut olacak.

http://bing.com/maps/explore adresinden girip göz atabileceğiniz Bing Maps, Microsoft‘un açıklamasına göre önümüzdeki aylarda birçok yeniliğe daha ev sahipliği yapacak. Microsoft ayrıca Photosynth adını verdiği bir özelliği de Bing Maps’te deniyor. Bu özelliği şimdilik New York haritasına giderek, “metropolitan museum of art in New York City” diye Bing Maps‘te aratırsaınz test edebilrisiniz. Microsoft ayrıca Bing‘in mobil versiyonunu da bugün itibariyle yayınladı. iPhone dahil 25 farklı telefonu destekleyen Bing Mobile, Bing’in popülaritesini mobil platformda artırmayı amaçlıyor.
Tag : ,

İşte Mozilla'nın yol haritası; Firefox 3.7 ilk çeyrekte hazır olacak

By : Murat PINAR

Akıllı telefonlar için geliştirilen Mobil Firefox'un Maemo tabanlı Nokia N900 için hazırlanan RC1 sürümünü kullanıma sunan Mozilla Vakfı'nın 2010 yol haritası netleşiyor. Firefox 3.6'yı yıl sonuna yetiştiremeyerek önümüzdeki günlere öteleyen Mozilla, Firefox 3.7 (3.6.2) için çalışmalarını sürdürüyor. Firmanın elimize ulaşan güncel yol haritasına göre, yakın zamanda lanse edilmesi beklenen Firefox 3.6 sonrasında Firefox 3.7 sürümü de yine ilk çeyrek içerisinde kullanıma sunulacak ve bu sürüm çoklu işlem plug-in desteğiyle yüksek kararlılık sunacak. Zira yeni plug-in özelliği sayesinde eklentiler, çekirdek işlemlerden ayrı çalıştırılarak örneğin Adobe Flash veya benzer eklentilerin neden olduğu tarayıcı çökmelerinin önüne geçilmesi hedefleniyor.

Firefox 3.7 ile GPU hızlandırmalı geliştirilmiş tarayıcı deneyimi sunması da beklenen Mozilla, başta ara birim güncellemesi olmak üzere radikal yeniliklere sahip olacak Firefox 4.0 için ilk ön-bakış sürümünü ise ikinci çeyrekte, muhtemelen de Mayıs sonu veya Haziran başında yayımlamayı planlıyor. Planlanan takvimde değişiklik olmadığı takdirde Firefox 4.0'ın sene sonu veya bazı iddialara göre en kötü ihtimalle 2011 başı gibi pazara sunulması bekleniyor. Rakip tarafta ise aynı süreç içerisinde Microsoft'un GPU hızlandırma desteği ve HTML 5 gibi yeniliklere sahip Internet Explorer 9.0'un ön sürümünü yayımlaması bekleniyor.
Tag : ,

Sadece Bizim Memlekette Olur

By : Murat PINAR
Yeryüzünde insanlar ya sigara içerler ya da içmezler. İçenler, sigaralarını çakmak ya da kibritle yakarlar. Ve bunların bir kısmı da kanserden ölür.

Ama, dünyada demir çelik haddehanesinde çalışan hiçbir işçinin, sigarasını yakmak amacıyla 600 tonluk pres makinesinin arasından emekleyerek geçip
2450 santigrat sıcaklığındaki fırına ulaşmaya çalışırken can verdiği görülmemiştir.
Türkiye'de görülmüştür, Karabük'te...
*********************
Bütün dünyada haşerat, özellikle sivrisinek vardır, buralarda da sinek ilacı kullanılır.

Ama, sivrisinek yutup da midesine kaçan sineği öldürmek üzere ağzına Shelltox sıkmak suretiyle zehirlenip ölen, Türkiye'dedir.
İstanbul, Sultanbeyli'de...
*********************
Dünyanın her yerinde insanlar berbere gidip tıraş olurlar
Ama hiçbir berber, rahatlatmak amacıyla müşterinin kafasını sağa sola kanırtırken adamın boynunu kırıp onu öldürmemiştir.
Türkiye'de öldürmüştür, Erzurum'da...
*********************

Dünyanın hiçbir yerinde bankamatikten para çekmek için düğmeye bastığınızda elektrik çarpmaz ve ölmezsiniz
Türkiye'de ölürsünüz, Bozcaada'da...
*********************

Dünyanın hiçbir yerinde, otoyolda giderken radyoda duyduğu göbek havası eşliğinde göbek atmak için arabayı 'sağ şeride çeken' ve az sonra da arkadan gelen arabanın çarpması
sonucu ölen bilinmez.
Türkiye'de bilinir, Adapazarı'nda...
*********************

Nüfus sayım günü sokağa çıkma yasağı nedeniyle bomboş otoyolda (Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir şey yoktur ve olamaz) sayım görevlisi 'bariyerlere' çarpıp ölmez.
Burada ölür, Gebze'de...
*********************

Dünya?nin hiçbir yerinde aynı işyerinde biri gece, biri de gündüz
vardiyasında çalışmakta olan ve her ikisi de 'mobilet' kullanan bir baba-oğul, birisi işten çıkıp eve gider, öteki evden işe gelirken bir kavşakta karşılaşmazlar ve birbirlerine selam vermek için ellerini kaldırınca çarpışıp her ikisi de ölmezler.
Burada olur, Konya'da...
*********************
Dünyanın hiçbir yerinde marangoz atölyesinde çalışan işçiler paydosta üzerlerindeki talaşları temizlemek için birbirlerine 'kompresör' tutarlarken, biri ötekine şaka yapmak için kompresörü onun arkasına tutmaz, öteki de 'şaka öyle olmaz böyle olur' diye aynı kompresörü berikinin makatına sokmaz ve adam bağırsakları patlayarak ölmez.
Bizde olur, İstanbul, Ayazağa'da...
*********************

Dünyanın hiçbir yerinde gemi mühendisi kazanı kontrol etmek için kazana girdiğinde biri gelip kazanın kapağını kapatmaz ve sonra da gemi yola çıkmaz.
Bizde olur, Kocaeli, Dilovası'nda...
*********************

Dünyanın hiçbir yerinde bir adam ayakkabısının içine kaçan taştan kurtulmak için elektrik direğine yaslanıp ayakkabısını çıkarıp silkelediğinde, yoldan geçen bir başkası onu elektrik çarptığını sanmaz ve elektrikle bağlantısını kesmek amacıyla kafasına kürekle vurarak onu öldürmez.
Bizde öldürür, Rize'de..


-- BİZ BAŞKA BİR ALEMİZ YA
Tag : ,

Nick Vujivic & Çocuklar-Babalar

By : Murat PINAR





ÇOCUKLAR, BABALARI HAKKINDA NE DÜŞÜNÜRLER:

o6 yaşında: Babam her şeyi biliyor.
10 yaşında: Babam çok şey biliyor.
15 yaşında: Ben de babam kadar biliyorum.
20 yaşında: Şu bir gerçek ki, babamın öyle pek fazla bir şey bildiği yok!
30 yaşında: Bir kere de babamın düşüncesini sorsam fena olmayacak.
40 yaşında: Ne de olsa babam bazı şeyleri biliyor.
50 yaşında: Babam her şeyi biliyor.
60 yaşında: Ah, babam hayatta olsaydı da kendisine danışabilseydim.
Tag : ,

Kurumsal bilgisayarların %75'inde 64-bit Windows kullanılacak

By : Murat PINAR
Piyasa analizleri ve pazar araştırmaları yapan Gartner, hazırladığı son çalışmasında kurumsal bilgisayarın %75'inde 2014'e kadar 64-bit işletim sistemi kullanılacağını belirtti. Şirketler için donanım güncellemelerinin kimi zaman donanımın kendisinden daha pahalıya geldiğini belirten Gartner, kurumsal müşterilerin yeni sistemlerde 4GB veya üstü bellek kapasitelerini tercih ettiğini ve 64-bit Windows 7 planlaması yaptıklarını söyledi.

Windows 7'nin 32-bit versiyonu da olan son Windows sürümü olabileceği öngörüsünde bulunan Gartner, 64-bit geçişi için kurumların pozisyon almak zorunda olduğunu çünkü daha iyi performans ve yeni uygulamalara destek için 64-bit Windows 7'nin doğru çözüm olabileceğini belirtiyor. Öte taraftan Gartner şu an bazıları için uyumluluk problemleri olabileceğini ancak temel seviye 64-bit desteği için adım atılması gerektiğine vurgu yapıyor.
Tag : ,

Çocukların başarısı aileye bağlı

By : Murat PINAR
Öğrencilerin başarısında anne-babaların desteği şart. Ebeveynin katılmadığı, desteklemediği ya da içinde bulunmadığı bir ortamda çocukların başarılı olmaları çok zor.

Bakırköy Fatih Koleji, bu duruma yönelik dört proje hazırladı. Velilerin öğrencinin ders programına katılmasının amaçlandığı proje kapsamında, anne-babalardan dört farklı etkinliğe katılması ve öncülük etmesi istendi.

İnternete bağlanıyorum; ama bağımlı olmuyorum

Hafta içinde internet kullanımını kaldırın.

Hafta sonlarında internet kullanımına sınırlamalarla izin verin.

Çocukların internet kafelere gitmesine izin vermeyin.

Çocuklarınızın oynadığı oyunlara dikkat edin.

Bu evde her gün ailece kitap okunuyor

Çocuğumuzun okuma alışkanlığı kazanması, ailece nitelikli bir etkinlik yapmak, çocuklarımızı televizyondan ve internetten uzaklaştırmak ve gerek kendimizin gerekse çocuklarımızın bilgi ve kültür düzeyini artırmak için bütün ailelerin her gün ailece kitap okuma saati olmalı.

Her sabah mutlaka kahvaltı yaptırın

Yapılan araştırmalarda güne kahvaltı yaparak başlayan öğrencilerin, sınıf içerisindeki başarısının daha fazla olduğu, kavrama yeteneklerinin geliştiği, beslenme bozukluklarından kaynaklanan hastalıklara daha az yakalandığı tespit edilmiştir. Mümkünse ailecek, eğer değilse öğrenci mutlaka kahvaltı yapmalı.

Çocuğuma yeterince harçlık veriyorum

Çocukların tasarruf yapabilen, tutumlu, harcamalarını kontrol edebilen, sahip olduğu varlıkların değerini bilen bireyler olması istenir. Bunun için çocuklarınızın harçlığı haftalık veya aylık olsun ve kendi ekonomisini yönetmesine izin verin. Harçlık ne çok, ne de az olsun.

OSMAN ALGIN / Özel Bakırköy Fatih İ.Ö.O. Psikolojik Danışmanı
Tag : ,

Döneri ucuza getirmek için neler yapılıyor?

By : Murat PINAR
Döner, Türk mutfağının vazgeçilmez bir damak tadı. Lüks lokantalarda 20 TL'ye kadar çıkan döner fiyatları kimi yerlerde 1 TL'ye kadar inebiliyor. Peki bu fiyat farklılığı neden kaynaklanıyor?Döner üreticileri ve piyasanın önde gelen firmaları, dönerin ucuza getirilmesi için dönerin içine soya katıldığını söyledi. Üreticiler, tavuk dönerlerde günü geçmiş tavuklar, et dönerlerde ise işkembe ve sakatat katıldığını belirtti.

Konunun uzmanları, işin sırrının dönere katılan maddelerde saklı olduğunu söylüyor. Dönere katılan soya ve sakatat fiyatların da aşağı çekilmesini sağlıyor. Döneri ucuza satmak isteyen işletmeler genellikle soya kıyması da denilen yağı alınmış soya küspesini ete katarak döner satıyor. Soya küspesinin kilo maliyeti 50 kuruş ile 1 lira arasında değişirken, yarım kilogram soya kıyması sıcak suyun içinde beklediğinde 3 kilogram ağırlığına ulaşıyor.

Yemek Sanayicileri ve İşadamları Derneği (YESİAD) Başkan Yardımcısı ve Ankara Sanayi Odası Gıda Komite Üyesi Serdar Erler, ucuz olan her et ürününe mutlaka soya katıldığının altını çizdi. Gerçek et denilerek halkın kandırıldığını söyleyen Erler, soya kullanımının yasaklanması gerektiğini vurguluyor. Ayrıca Erler, özellikle tavuk dönerlerde son kullanma tarihi geçmiş olan beyaz etlerin tekrar işlenip döner olarak satıldığını iddia etti. Erler, "Bir döner satıcısı günde en az 200 döner ekmek satıyor. Döneri ucuza mal edebilmek için halkın sağlığıyla oynuyorlar. Dönerin içinde gerçek et dışında her şey var.'' ifadesini kullandı.

Etin kilosunun 20 TL olduğunu aktaran Bereket Döner'den Veteriner Hekim Osman İnce, soyanın kullanım oranının piyasada satılan dönerlerde yüzde 50'lere kadar çıktığını söylüyor. İnce, "Gerçek et kullanılsa 10 kilogramlık bir dönerin maliyeti 200 TL olması gerekir. Ancak dönerin yarısından fazlasına soya katıldığı için maliyet yarı yarıya düşüyor. Tabii ki işletme sahipleri de soya kullanıyor.'' dedi.

Bursa İskender işletme sahibi İlhan Yuruk, döner işletme sahiplerinin maliyeti düşürmek için etin içine fazla miktarda soya katarak halkı kandırdıklarını öne sürdü. Dönerin içindeki malzemelere standart getirilmesi gerektiğini söyleyen Yuruk ''Denetlemelerde mutlaka hammaddenin içeriğine bakılmalı. Vatandaş ne yediğini bilmeli.'' şeklinde konuştu.

Ziya Şark Sofrası Satın Alma Sorumlusu Önder Tarım da daha farklı bir konuyu gündeme getiriyor ve dönerlere genellikle kilosu 1 liraya satılan deri, işkembe gibi sakatatların katıldığını belirtiyor. Pişmiş etin cinsinin anlaşılmasının zor olduğunu söyleyen Tarım, "Sakatatlar, baharatlarla tatlandırıldıktan sonra halka döner olarak satılıyor. Halk ne yediğine dikkat etmeli. Ucuz diyerek her ürünü tercih etmemeli.'' dedi.

Tüketici dernekleri ise vatandaşların insan sağlığını tehdit eden ucuz et ve et ürünleri satan işyerlerini şikayet etmelerini ve bu konuda duyarlı olmaları gerektiğinin altını çiziyor. Tüketiciler Derneği Genel Başkanı Engin Başaran, "Halkımız sağlığımızla oynayan bu gibi işyerlerini şikayet etme bilincinde değil; ancak zehirlenince şikayet ediyor. Bu gibi konularda duyarlı olunması gerekiyor.'' diye konuştu.

Bakanlık dönere katılan soya ile ilgili hazırlık yapıyor

Tarım ve Köyişleri Bakanlığı döner, sucuk, pastırma ve kavurmanın da dahil olduğu et ürünleri tebliğinde değişikliğe hazırlanırken bu değişiklikleri kamuoyunun görüşüne açtı. Daha önce sanayi için dönerin standartlarını belirleyen bakanlık, yeni hazırladığı taslak ile tüketiciye doğrudan sunulan döner ile ilgili standartlar da getiriyor. Yapılacak değişiklikle, yaprak döner üretiminde, kırmızı et olarak sadece yaprak haline getirilmiş çiğ kırmızı et kullanılacak. Kıyma döner üretiminde, kırmızı et olarak en fazla yüzde 90 oranında kıyma ve en az yüzde 10 oranında yaprak haline getirilmiş çiğ kırmızı et kullanılacak. Karışık döner, kırmızı et olarak en az yüzde 60 oranında yaprak haline getirilmiş çiğ kırmızı et, en fazla yüzde 40 oranında kıyma kullanılarak üretilecek. Dönere ve kanatlı eti dönerine nişasta ve bitkisel proteinler ilave edilemeyecek.
Tag : ,

Baba-oğul, bıraktıkları sigara parasıyla Türkiye'yi geziyor

By : Murat PINAR
Hüseyin Gökmen, ilkokul 3. sınıfta başladığı sigarayı 14 yıl sonra bıraktı. Oğlunun sigarayı bıraktığını gören babası da 29 yıl sonra bu zehire veda etti.

Her gün sigaraya verdikleri parayı bir kumbarada biriktiren baba-oğul, "Damlaya damlaya göl olur." misali toplanan paralarla, ailece Türkiye turuna çıkmaya başladı. Böylece farklı kültürleri yakından görme ve tanıma imkanı bulan aile, "Sigara sayesinde ülkemizi gezebildik." diyerek, sigara bırakmanın güzel yönlerini ortaya koydu. Gökmen ailesi, bıraktıkları sigara parasıyla bugüne kadar Konya, Antalya, Burdur ve Denizli'yi gezmişler.

Her şey Hüseyin Gökmen'in (27) evlenmek için bir kızla tanışmasıyla başladı. Babasını sigaraya bağlı hastalıklardan kaybeden genç kız, Gökmen'le evlenmeyi sigarayı bırakma şartına bağladı. Bu teklifi kabul eden genç adam, son sigarasını içtikten sonra bir daha içmemek üzere yemin etti. Bu durumu anlattığı babasının da kayınpederinin ölümünden etkilendiğini gördü. Buna rağmen sigarayı bırakmaya yanaşmayan baba Ahmet Gökmen, "Oğlum sigarayı bıraktıktan bir hafta sonra evde sırt üstü uyurken birden hırıltı hissettim. Bu beni çok rahatsız etti. Aklıma dünürüm geldi. 'Bu sigara beni öldürmeden, ben onu öldüreceğim.' diyerek bıraktım." dedi. Bırakmasıyla birlikte sigaranın gerçek yüzünü gördüğünü aktaran baba Gökmen, üzerine sinen kokusunu içmemeye başlayınca hissettiğini, ağzındaki kötü kokunun da uzun süre gitmediğini anlattı.

Arkadaş özentisiyle ilkokul çağında sigaraya başladığını ve 13 yıl aralıksız içtiğini belirten Hüseyin Gökmen ise bugünkü fiyatlarla hesaplanırsa yaklaşık 17 bin lira harcadığını söyledi. Bunun neredeyse iki mislini babasının içtiğini ifade eden Gökmen, "Eşimin telkiniyle sigarayı bıraktım. Sigaraya ayırdığım parayla bugüne kadar ailece Konya, Antalya, Burdur ve Denizli'ye gittik. Şimdi Karadeniz turu düşünüyoruz. İyi ki sigarayı bırakmışım." dedi.
Tag : ,

Internet Explorer'da kan kaybı sürüyor, işte tarayıcı savaşlarında son durum

By : Murat PINAR
Internet tarayıcılarının pazar performanslarını araştıran Net Applications'a göre Internet Explorer kan kaybetmeye devam ediyor. Hazırlanan çalışma kapsamında popüler tarayıcıların pazar payları masaya yatırılırken altı çizilen en dikkat çekici sonuç olarak, Google tarafından geliştirilen Chrome internet tarayıcısının %4.63'lük pazar payı ile kısa tarihinde ilk defa Safari'yi geçmiş olması gösteriliyor.

%62.69'luk pazar payı il hâlâ açık farkla lider olan Internet Explorer'ın düşüş durdurulamadığı takdirde Mayıs ayı itibariyle %50'nin altına düşebileceği tahminleri yapılıyor. GPU hızlandırma ve HTML5 desteğine sahip olacak 9. sürümü ile Internet Explorer'ın yeniden yükselişe geçeceği söylense bile en yaygın ikinci tarayıcı olarak Firefox'un 3.6, 3.7 ve 4.0 gibi farklı sürümlerinin hazırlandığını da biliyoruz.

%24.61'lik pazar payı ile ikinci sırada yer alan Firefox'u %4.63 ile Google Chrome, %4.46 ile Safari, %2.40 ile Opera ve %0.53 ile Opera Mini izliyor.

Merak edenler için Net Applcation tarafından hazırlanan çalışmanın 40.000 internet sitesi ve yaklaşık 160 milyon tekil ziyaretçinin aylık takibiyle hazırlandığını da belirtelim.
Tag : ,

Mühendis maaşları..?

By : Murat PINAR
Sektöre göre ve mühendisin kalitesine göre değişir.

Bilgisayar mühendisi: İş imkanı çok ama eleman da çok. Yazılım konusunda yetenekli olunmalı. İngilizce şart. Güncel yazılım trendlerini teknolojilerini sürekli takip gerektiriyor.
İngilizcesi ii olan .Net-Java yazılımcıları 1500 - 4000 arası alır yeteneklerine göre.
PHP daha az alır diye tahmin ediyorum. C - C++ yazan sistemciler ve grafikciler ise 2000-4000 arası değişiyodur.
İş imkanı çok olduğundan işsiz kalma riski azdır ama zordur. sürekli yoğun çalışma gerektirir. Bir de bilgisayar karşısında ömrünü geçirmeyi göze almak gerekir.

Elektronik Mühendisliği : Benim bildiğim türkiyedeki mezunlarının %90 yazılım işi yapıyor. Bunun nedeni de tabi ki elektronik sanayiinin türkiyede gelişmemiş olması. Bu mezunlar genellikle C - C++ yazılımcılığına yöneliyorlar. Bu nedenle bilgisayar mühendisliği için yazdıklarım bu dal için de geçerli.

Diğer dallar için bilgim yeterli değil ama fikirlerimi yazıyorum gene de
Mekatronik : Türkiyede en alt elektronik sanaayi gelişmese de elektronik parçaların birleştirilerek gerekli yazılımın da eklenmesiyle özelleşmiş makina yapımı gelişiyor. Bence hem eğlenceli hem de gelecek vadeden bi sektör. Eğer meraklı, biraz zeki, biraz uğraşmayı seviyorsanız bu mühendislik dalı iyi bir tercih olabilir. Maaş durumu çook değişir. 1000 den başlar bence 10000 e kadar çıkabilir. Çünkü yeni ürünler tasarlıyorsunuz. Yurtdışından çok fahiş fiyatlarla ithal edilen bir sürü makina-alet var. Bunları daha az kalitede de olsa çok ucuza burda üretirseniz herkes sizden alır ve güzel para kazanırsınız. Benim bildiğim çok fazla mezunu yok, iş imkanı da bilgisayar kadar çok değil. Ama bence gelişmekte olan bi alan. Türkiye teknolojik olarak gelişiyor. Fakat malesef ham elektronik cihazlar falan geliştiremiyoruz. Bu alan da en hızlı gelişen teknoloji sektörü.

Jeoloji-Petrol : Mezunu da az iç imkanları da az olan bi sektör. Türkiye de yoğun bir doğalgaz petrol çıkarma çalışmaları yürütülüyor. Devlet de buna önem veriyor. Enerji pahalı bi alan olduğu için maaş imkanı en iyi olan mühendislik dalıdır. Türkiyedeki iyi bir üniversiteden mezun olup ingilizce öğrenerek yurtdışında bi master yaparsanız 3000+ dolar la rahat iş bulursunuz.

Ziraat Mühendisliği : Şu ana kadar ne yazık ki tarım sektörü en az gelişen sektördür türkiyede. AMA bu alanda da 5 10 yıl içinde gelişmeler olacaktır. Avrpanın da iteklemesiyle bilinçli tarıma doğru ilerliyoruz. Bu şu demek: herşeyi okulunu okumuş adamların gözetiminde yapmak gerekecek. Büyük üreticiler daha fazla ziraat mühendisi istihdam edecekler. Ama maaşlarının çok yüksek olacağını zannetmiyoru. Şu an durumları sanırım çok kötü. İlerde bi miktar düzelse de şu anın parasıyla 1500-2500 arasında olacağını sanıyorum.
Gıda mühendisliği Ziraat mühendisliğinen biraz daha iyi imkanlara sahip olacaktır.

Uzay-Uçak Mühendisliği : Bu alan biraz garip. Türkiyede bazı sektörler bence uluslar arası bazı derin anlaşmalar ve planlar gereği yasaklı. Otomobil ve Uçak sanayi bizde yasaklı olan sektörler bence. Düşünün uçak 1900 lerde icad edilmiş. Adamlar 1.Dünya savaşında kullanmışlar uçakları. Araba daha öncesine dayanıyor. Biz hala bir uçak üretemiyoruz. Oysa uçak üretmek zor bi şey değil. Boing ya da f16 yamaktan bahsetmiyorum. Ufak turizm uçakları, ziraat amalı ilaçlama uçakları, yangın uçakları faln. Türkiye yangın söndürme uçakları kiralıyor bir yıllığına. Bu uçakların saatleri milyarlarca lira ediyor. Benzer şekilde dağlıca baskınından sonra akıl ederek israilden aldığımız insansız gözetleme uçaklarına da milyonlarca dolar ödedik. Oysa bunlar çok yüksek teknoloji ürünleri değiller. Otomatik pilotlu kamerası olan hareket halindeki cisimlere otomatik odaklaranarak görüntü alan sonra programlandığı şekilde iniş yapan model uçak da bu işi görür ve en fazla 100 milyara mal olur tanesi. Oysa biz tanesine 10milyonlarca dolar ödüyoruz.
Çok canımı sıkan konular olduğu için biraz uzattım. Özetlicek olursak aslında bi volkan var bu sektörde. Ama ne zaman patlar bilmiyorum. Şu an yanlızca eskimiş uçakların bakımı ve yenilenmesi bizde yapılıyor. Buna da teknikerlik diyebiliriz. Meslek lisesi mezunu olup uzay-uçak la ilgili okul okuduktan sonra boyle tamirat bakım hangarlarında iyi işler bulunabiliyor. AMa uçak üretmek bence bi 20 yıl daha türkiye için hayal.

Bunların dışında sağlıkla ilgili bi alan savunma sanayi ile ilgili bi alan iyi para kazandırır. yüksek paraların döndüğü alanlara yönelmek gerkir. İş imkanları ne kadar az olursa olsun diğer mezunlardan daha iyi durumda olursanız, daha fazla özelliğe sahipseniz iyi para kazanırsınız.

Bütün mühendislik dalları için bilinçli bi üniversite hayatı geçirmeniz gerekir.
Artık üniversiteliyiz kızlar partler eğlenmek gerek deyip okula arda bi uğrarsanız sadece diplomanız olur.
Üniversitedeyken mezun olunca nerelerde bulunmak istediğinizi netleştirip ona göre adım atmalısınız. Örneğin yurtdışnda master için dil+ 2.5 üstü ortalama gereklidir.
abars
Tag : , ,

@ Can YÜCEL

By : Murat PINAR
Yalnızlığa dayanırım da bir başınalığa asla
Yaşlanmak hoş değil duvarlara baka baka
Bir dost göz arayışıyla, saat tıkırtısıyla...
Korkmam, geçinip gideriz bir mutlulukla,

Ama;Günün aydın, aksamın iyi olsun diyen biri olmalı
Bir telefon sesi çalmalı ara sıra da olsa kulağımda
Yoksa zor degil, hiç zor degil demli çayı bardakta karıştırıp,
Bir başına yudumlamak doyasıya
Ama;Çaya kaç seker alırsın?
Diye soran bir ses olmalı ya ara sıra ...

Can YÜCEL
Tag : ,

REAL D 3D SIK SORULANLAR

By : Murat PINAR
1. REAL D 3D 3 boyutlu görüntü nasıl oluşur?

3D filmlerini iki ayrı film gibi düşünün- kameralar bir film karesini çekmek yerine biri sol gözünüz biri sağ gözünüz için iki film karesini yakalar. REAL D teknolojisi , bir dijital sinema projektöründen yansıyan görüntülerin iki akışını sunar. REAL D filmler , sağ gözünüzün sol gözle görmesini ve tersini engelleyen polarize filtreli özel bir gözlük takarak izlenir. 3D algısı ise beyninizin daha sonra iki görüntüyü kesintisiz birleştirmesi ile oluşur.

2. REAL D 3D’nin eski 3D sinemadan farkı nedir?

RealD dijital teknoloji olduğundan, iki görüntü (sağ göz ve sol göz) , baş ağrısına veya göz yorgunluğuna yol açmayan bir ultra-gerçekçi görüntü yaratarak, mükemmel bir şekilde ayarlanabilir.

3. Yakın gelecekte çok 3D film olacak mı?

Önümüzdeki iki yıl içinde piyasaya verilmesi planlanan otuzun üstünde film bulunmaktadır ve dahası da gelecektir. Jim Cameron, Steven Spielberg, Peter Jackson, Robert Zemeckis, ve Tim Burton gibi önemli film yapımcıları 3D filmler yapmaktadırlar.

4. REAL D 3D filmleri özel gözlükler ile mi izleniyor ?

Şu anda gözlüksüz 3D filmi seyretmeniz mümkün değildir. Real D 3D gözlükleri eski kırmızı ve mavi renkli gözlüklerinden tamamen farklı, polarize filtreli ve siyahtır ayrıca oldukça hafif ve rahattır.

5. Kendi gözlüklerimin üstüne REAL D 3D gözlükleri takabilirmiyim?

Kesinlikle evet ! Kendi gözlüklerinizin üzerine takmadığınız zaman göreceğiniz görüntü net olmayacaktır.

6. REAL D 3D gözlüklerini evde kullanabilirmiyim?

Şu anda RealD gözlükleri sadece sinemalarda kullanılabilmektedir. Güneş gözlüğü olarak da kullanılmaz.

7. Renk körü isem ne olacak? REAL D 3D görüntüleri görebilirmiyim?

Evet- çünkü REAL D 3D teknolojisinde polarize edilmiş ışık teknolojisi kullanmaktadır, renk körlüğünün birçok şekli REAL D 3D görüntüleri görme yeteneğinizi etkilemeyecektir.



8. REAL D 3D sinema teknolojisi dışında başka hangi sektörlerde faaliyet
gösteriyor ?

REAL D, REAL D Pro/StereoGraphics .™markasıyla profesyonel 3D uygulamalarının lideridir. RealD Pro/StereoGraphics .™, yirmi yılın üzerinde bir süredir stereoskopik 3D teknolojilerinin öncülüğünü yapmaktadır. Teknolojilerimiz hükümet organları (NASA dahil) , üniversiteler, film stüdyoları ve diğer birçok sanayi tarafından kullanılmaktadır.


9. Evimde, TV’de veya bir oyun konsolunda RealD 3D’yi görebilirmiyim?

Tüm görsel medyanın birgün 3D’de görülebileceğine inanıyoruz. 3D’de global lider olarak yatırım ve yenilikler yapmaya devam edeceğiz. Bekleyin....
Tag : ,

Yeni doğmuş bebeğin günlüğü

By : Murat PINAR
1. Gün

böylesi kötü bir başlangıç beklemiyordum.

oha hortumumu bile kesmişler! meme diye, süt diye birşey varmış. nerden nasıl bulunur bu ya?

hayattan daha 1. Günden soğutacaklar beni.

2. gün

meme buldum ama bundan süt gelmiyor, emiyorum Allah emiyorum, tık yok, süt başka yerde mi? neyse biraz daha emdim geldi, fazla abanınca meme sahibi kişilik bağırdı, ne bağrıyosun açım ben! çok yalnızım be sözlük. hayır bişi değil içerdeyken de yalnızdım ama yediğim önümde yemediğim arkamdaydı en azından, bak yine aklıma geldi, hortumu bile kestiler yaa!

uykum geldi yine. zzzzz!

3. gün

memeyi sevdim, bu dünyadaki tek dostlarım bu iki meme. iyi ki varsınız.

4. gün

bugün bir sürü olaylar oldu, gürültü yaptılar, başka biryerlere gittik galiba. memeden ayrılınca bağrıyorum geri geliyor, sonra uyuyorum, uyanıyorum bir bakıyorum meme yok, neyse ama tekrar bağrınca geri geliyor nasılsa. s.çmak da zevkliymiş be, eskiden yapamıyordum.

5. gün

bugün 15 kez kaka yaptım, rekorumu geliştirmeliyim. dikkat ettim de her yaptığımda temizliyorlar, bunu sevdim. dikkatimi çeken bir noktada şu ki, amma koca kafalıyım be arkadaş, ağır mı ağır tutamıyorum şerefsizim, pat o yana, pat bu yana, dikkat etseler bari de çatlatmasak daha ilk günden.

6. gün

avucuma ne verseler hemen tutuyorum, tik gibi birşey, maalesef farkettiler, herkes parmağını veriyor avucuma, mecburen tutuyorum, Alemin maymunu oldum iyi mi?

bu arada ne çok uyuyorum ya arkadaş, atamadım şu yorgunluğu, daha çok süt içeyim en iyisi. hayır içtikçe de yoruluyorum o da ayrı, nerde o eski günler, hortumdan geliyordu ne güzel, şimdi em allah em, bak yine aklıma geldi, şerefsizler kesti hortumu yaa.

7. gün

bugün solaryuma girdim, sarılık mı ne ondanmış. yine uykum geldi.

8. gün

biraz daha iyi hissetim kendimi, daha çok süt içiyorum artık. kaka yapma işini de tam alt açma anına denk getiriyorum ki etraf pislensin, eziyet olsun. naapayım ama alt açıkken daha rahat roketleyebiliyorum. kaka yaparken başka birşey daha yapıyorum galiba, anlamaya çalışacağım bakalım.

9. gün

çok fena hıçkırık tutuyor, geçsin diye nefesimi tutayım dedim onu da beceremedim, neyse ki süt içince geçiyor. bu süt her derde devaymış, bugün bunu gördüm.

10. gün

sütten başka birşeyler verdiler, var ya, yeter artık be, tam alışıyordum yine dayadılar başka birşey, hayret bişi ya, vitaminmiyiş neymiş.

bu arada memelerin arasından dün gördüğüm lavuk gündüzleri piyasada yok akşamları geliyor sadece, hadi bakalım hayırlısı.

11. gün

al işte, başladı yine bir arıza. sütten sonra çok feci karnım ağrıyor, böyle Gaz gibi bişi, eğilip bükülüyorum, binbir şekile giriyorum çıkaracağım diye. sırtımı falan sıvazlayın bari be kardeşim.

12. gün

bütün gün gazdan kıvrandım arkadaş ya, bela oldu başıma, yaygarayı bastım ben de. uyutmadım, diktim bunları da hazır asker. sonra bir saldım ki evlere şenlik, akabinde uyudum hemen gerisini hatırlamıyorum

13. gün

annemin suratına s.çtım. tamam utandım biraz da insan bebeği g.tünden öper mi yaa. ayıp oldu di mi? naapıyım abi, neyse fazla kızmadı herhalde.

14. gün

anneme kırmızı renkli birşeyler içiriyorlar, o zaman süt daha bi randımanlı oluyor sanki, böyle tadı da hoşuma gidiyor, şu memelere bir rating Aleti taksalar da hangisini sevip hangisini sevmediğimi söyleyebilsem.

15. gün

topuktan kan alıp duruyorlar, metin olayım çok ağlamayayım diyorum ama canım yandı be arkadaş, hayır ondan sonra da hemen süt verince sakinliyorum, kızgınlığım geçiyor, ağız tadıyla asabiyet yaptırmıyorlar, şu memelere karşı biraz daha dikbaşlı durabilsem.

16. gün

şu memeleri çok sevdiğimi bir kez daha anladım, çok seviyorum onları, onlardan ayrılınca içimi bir huzursuzluk kaplıyor, en iyisi onlardan uzaklaştığım anda yaygarayı basayım ben. bugün benden biraz büyük biri geldi yanıma, sevme amaçlı olsa gerek bir geçirdi başım dönüyo hala. sonradan öğrendim kuzenmiş, neyse yazdım kenara intikam alınacak.

17. gün

etrafı daha net seçer oldum, ama el ve Ayak koordinasyonu hala zayıf, memeyi kavrayabiliyorum ancak. bir de bu eller ve ayaklar bana mı ait tam olarak emin değilim, sallıyorum öyle, zevkli birşey. yüze ve gözlere dikkat etmem lazım ama, tırnaklar tehlikeli. diğer yandan annem bugün onları kesmeye çalıştı ama huysuzluk ettim, etmeseydim daha iyi olacaktı galiba, bak çizdik tam gözün Altını yine.

18. gün

elime torbalar taktılar, kafaya çarpınca artık acıtmıyor, yara bere de yapmıyor. sanırım onlar da beni seviyor, iyiliğimi düşünüyorlar. aslında hala çıktığım yeri özlüyorum, geri girme imkanım olmaz mı acaba?

19. gun

nihayet o adamin neden eve sadece aksamlari geldigini anladim megerse bana ve anneme bakmak icin gunduz cali$iyomu$..

aferin gozume girdi simdi bak!..

20. gün

tabii ya, annemin karnındayken de duyuyordum o adamın sesini sık sık.
ona da ilgi alaka gösterdim, bağırdığımda bazen o alıyor beni kucağına, meme vardır diye saldırdım ama vermedi. bir ara meme açıkken kıstırdım ama emme olayından bir randıman alabilmiş değilim, meme yüzeyi bayağı bir farklı.

21.gün

Anneme sürekli asılıp eve para getiren ve bizim için çalışan lavuk babammış.Babamı da çok seviyorum ama onda meme yok,hatta bi ara ben ağlarken anneme 'sustur şu çocuğu' demişti,çok üzülmüştüm,büyüyünce görürsünüz siz...

22.Gün

Otomatiğe bağladım habire emip duruyorum. Allah sonumu hayır etsin. Bu arada karşı komşumuz serap abla her geldiğinde pipimle oynayıp duruyor, azgın mıdır nedir .. bu yaşta çocuk hiç baştan çıkarılır mı?
Pipi dedim de aklıma geldi, geçenlerde annem altımı değiştirirken bir anda çişim geliverdi, allah ne verdiyse bıraktım tabi.. annemin suratını görmeliydiniz bir yandan gülüyor, bir yandan söyleniyordu.. annelik zor meslekmiş bunu öğrendim, bu yüzden ben büyüyünce anne değil baba olucam

23.gün

Memelerle aramız çok iyi.Hatta bugün onlarla kanka olduk.Annem sürekli saçımı tarıyor.Azıcık bi saçım war zaten,kafamda acıyo.Bu akşam sütümü emdikden sonra gaz geldi.Annem,sırt üstü döndürüp,omzuma masaj yapmadan hemen önce annemin suratına osurdum

25. gün..

Annem artık öğrendi gazım varken yaygara koparınca sırtımı sıvazlarken beni ev denilen yerde gezdiriyo ne kadar büyük bu ev denilen yer etraftada bi sürü ilginç şeyler var , ne zaman keşfetcem ben bunları ..

26ncı gün....

Şu geçen günkü elaman yine geldi...önce napıcağımı bilemedim sonna bastım yaygarayı annem de yapma çocuk korkuyo gibi bişiler söleyince çekti gitti...sanırım bi daha gelmicek....şükür...bu arada şu yan komşu azgın ablaya da iyice uyuz olmaya başladım altım alınırken geliyo yanımıza bakıp bakıp gülüyo....iice yaklaşıp hanimiş falan diyo...işte orda ya görmüyo mu...konuşmaya bi başlıyayım ilk onu sölicem...allaa allaa yaaa


27. gün..

Bu büyükler ne tuhaf ben yattığım yerde etrafı keşfetmeye çalışırken gelip agu bugu filan diyolar acaba bu agu bugu ne !! ağız burunlarını tuhaf şekillere sokuyolar, ben gülünce onnarda gülüyolar, peki ben ağlayınca neden ağlamıyolar !! burası aynı bulmaca gibi çözecek çok soru var ama ben çok yoruldum..zzzzzzzzzzzzz....

28nci gün...

Hala agu bugu olayını çözebilmiş değilim...sanırım çözdüğüm gün büyümüş olacağım...şimdilik anlamaya çalışıyorum sadece....ama ilginçtir dün annem anne anne diyip durdu....sonra o gitti babam baba baba diyip durdu tepemde...sanırım kimi daha çok seviyo sendromuna kapılmalarına az kaldı...
Bugün misafir geldi....bi de kızları vardı....ama baktım babamdan farkı yoktu bende yine annemi emmek zorunda kaldım.....oooofff ilk 6 ay bu böle gider diyo içimden bi ses ama hayırlısı....babamı yerken gördüüm cici bebelere kavuşmama daha çok var galiba 6 ay da ne demekse....


29. gün...

Bugün canımı yaktılar , doktor diye bi bayan koluma iğne batırdı , ilerde hasta olmamam içinmiş iyide şimdiden niye canımı yaktılar onu anlamadım, bu arada iğne yapmadan önce doktor dedikleri o bayan beni kucağına alıp sevdi, çok şeker olduğumu söyledi , onunda annem gibi memeleri var bi ara dalıyım dedim ama doktor kahkahayı patlatarak bende süt yok yanlış adres dedi,adres ne acaba memenin diğer adı adresmi yoksa..!! iğneden sonra ben yaygarayı koparınca annem yine aynı taktiği uygulayıp hemen süt verdi oysa ben acıkmamıştım daha ama yinede içtim güzel şey şu süt..


30.gün
Demin örendim bi aylık olmuşum ama ne demek annamadım.galiba bilaz daha uyuyunca bi aylık daha olucam...

31. gün ...

Bi kaç gündür ağladığımda ağzıma emzik diye bişey veriyolar, emiyom emiyom süt gelmiyo ama sanırım hoşuma gitti bu emzik.. bu arada hiçmi geriye dönme şansım yok acaba hortumumu özledim ben yaaa...
Tag : ,

Copyright © Murat PINAR - Modified By - Designed by