Popular Post

Archive for 2011

Organlarımız toprak altında çürüyor!

By : Murat PINAR
Binlerce kişi organ bekliyor ama çok az sayıda bağış yapılıyor. Türkiye’de yılda 7 bin kişi organ beklerken ölüyor. Örneğin; 2011 yılında İstanbul’da 215 beyin ölümü gerçekleşti, bunların sadece 43’ünün organları bağışlandı. Uzmanlar, bağışlanmayıp toprak altında kalan organların, çok sayıda hayat kurtarabileceğini söylüyor.

Ülkemizde organ bağışında toplumsal bilinci arttırmak amacıyla 3-9 Kasım tarihlerinde 'Organ Bağışı Haftası' kutlanıyor. Ancak tüm çabalara rağmen rakamlar, geldiğimiz noktanın pek de iç açıcı olmadığını gösteriyor. Acıbadem Organ Nakli Merkezi Başkanı Prof. Dr. Alihan Gürkan, durumumuzu bir örnekle şöyle özetliyor: “2010’da ülkemizde 17.663 kişi böbrek nakli bekliyordu, aynı yıl 1032 kişinin beyin ölümü gerçekleşti ama sadece 281 kişinin organları bağışlandı.” Sişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi Organ ve Doku Nakil Koordinatörü Hanife Yavuz’un verdiği rakam da benzer nitelikte: “2011 yılında İstanbul Organ Nakli Koordinasyon Merkezi toplam 215 beyin ölümü tespit etti. Bunlardan 43’ünün organları bağışlandı. Yani beyin ölümü gerçekleşenlerin organ bağışlanma oranı sadece yüzde 20’de kaldı.”
Prof. Dr. Alihan Gürkan, “Türkiye’de organ bağış oranı düşük ama bu sorun yalnızca ülkemize ait değil. Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de nakil sayıları istenilen orana ulaşamıyor” tespitinde bulundu. Nakle en çok ihtiyaç duyulan organ böbrek. 2010’da ülkemizde 2548 böbrek nakli yapılırken, bu sayı Eylül 2011’de 2016’ya düşmüş durumda. ''Türkiye'de 65 bin civarında sadece diyaliz hastası var ve yılda yaklaşık 7 bin kişi organ yetmezliğinden, yani organ beklerken ölüyor. Bu kişilerin hayatlarını kaybetmemesi için organa ihtiyaç var'' diye konuşan Beykoz Devlet Hastanesi Başhekimi Op. Dr. Yavuz Baştuğ da özellikle kadavradan organ bağışının yetersiz olduğunu söyledi. BEDEN ÖLÜNCE ORGANLAR TOPRAK OLUYOR “Türkiye'de organların yüzde 75’i canlı donörden ve genellikle hastanın yakınlarından alınıyor, yüzde 25'i de kadavradan elde ediliyor, dünyada ise tam tersi” diyen Baştuğ, organ bağışı çağrısında bulundu. Organların insan bedeni öldükten sonra toprak olduğunu vurgulayan Baştuğ, ''Hepsinin tabii ki nakil olması mümkün değil ama 7 bin kişinin bir kısmının hayatta kalabilmesi için beyin ölümü tespit edilenlerin organlarına ihtiyaç var'' dedi.

BEYİN ÖLÜMÜNÜN GERİ DÖNÜŞÜ YOK Sişli Etfal Hastanesi Organ ve Doku Nakil Koordinatörü Hanife Yavuz’a göre, Türkiye’de organ bağışının yetersiz olmasının en önemli nedenlerinden biri vücut bütünlüğü algısı. “İnsanlar vücut bütünlüğünün bozulmasını, yani organ çıkarım ameliyatını istemiyor” diyen Yavuz, diğer nedenleri şöyle sıraladı: “İnsanlar beyin ölümü kavramını anlamakta güçlük çekiyor. Beyin ölümü gerçekleşmiş olan yakınlarının yaşadığına inananlar var, bitkisel hayatla karıştırıyorlar. Beyin ölümünde vücut tıbben ölmüştür, geriye dönüş yoktur. Oysa bitkisel hayattaki kişileri tıp ölü kabul etmez. Bu kişilerin milyonda bir de olsa yaşama şansı vardır. Biz zaten bu kişilerden organ bağışı istemiyoruz.

‘AKSİNE VASİYET’, ORGAN BAĞIŞINI ENGELLİYOR Oran fazla olmasa da hala dini nedenlerden organ bağışında bulunmayanlar var. Ayrıca sağlığında organ bağışı konusundaki fikirlerini paylaşmamış olanların yakınları, ölen kişi adına karar vermekte güçlük çekiyor ve organ bağışı yapmıyor. Son zamanlarda ise 'aksine vasiyet' nedeniyle organ bağışına ‘hayır’ diyenlerin sayısında da artış görüyoruz. Bir de yanlış inanışlar, bilgiler, şehir efsaneleri, hurafeler ve basında çıkan olumsuz haberler de organ bağışını olumsuz yönde etkileyen nedenler arasında bulunuyor.”

ÖLDÜKTEN SONRA BİR BAŞKASINA YARDIMCI OLMAK İSTİYORUM
Organ bağışı için yapılması gerekense çok basit. Bütün sağlık kuruluşlarında ve il sağlık müdürlüklerinde organ bağış birimleri bulunuyor. Yapılacak tek şey; sadece 5 dakika ayırmak ve bu birimlerden organ bağış kartı almak.

Depremden ders çıkarmak

By : Murat PINAR
Her felaket, derin bir imtihanı getirir yanında. Sadece fertler değildir sınava tabi tutulan. Önce devletin insanı kucaklama çıtası çıkar ortaya. Sonra sivil toplum örgütlerinin duyarlılığı tartılır toplum vicdanında. Siyasetçinin boy aynasıdır böyle zor günler; kimin ne kadar laf cambazı, ne kadar gönül insanı olduğu anlaşılır böyle kara günlerde. Van depremi de öyle oldu. Yer, 7,2 büyüklüğünde sarsıldı. Kalplerdeki sarsıntının şiddetini ölçecek bir alet icat edilmedi henüz. Herkesin kendi duyarlılığı ölçüsünde Van'daki depremi hissettiğini gördük. Ve anladık ki doğusuyla batısıyla bu ülkenin en büyük zenginliği hâlâ bu ülkenin insan gerçeği. Vicdan sahibi herkes Van'daki kardeşleri için elinde avucunda ne varsa seferber oldu. Her yaştan, her kesimden insan, depremzedelere ulaşabilmek için muazzam bir gayret gösterdi. İktidarıyla muhalefetiyle herkes Van'a akın etti. Yardım kuruluşları, sivil toplum örgütleri çok seri bir şekilde deprem bölgesine ulaştı. Ve açıkça görüldü ki kalpleri aynı ritimle atan bir ülkeyi bölmek, parçalamak mümkün değil. Büyük fotoğrafa yakışmayan tablolar da yaşanmadı değil. BDP yine sınıfta kaldı mesela. BDP'li belediyeler de sınıfta kaldı şüphesiz. Başbakan Erdoğan'ın, "Polise taş atanlar şimdi ortada yok!" diyerek, Türkiye'nin en uzak şehirlerindeki belediyeler bile yardıma koşarken en yakın illerdeki BDP belediyelerinin aciz kalmasını hatırlatması, boşuna değil. Gerçekten de aciz kaldılar. İnsana hizmeti göz ardı ettikleri ve farklı konulara odaklandıkları için bu kadar beceriksiz çıkmaları normal. Başbakan da buna dikkat çekerek şöyle söylemiş: "Polis taşlamak, asker taşlamak, molotof atmak, sağı solu yıkmak için anında organize olanlar, bakıyorsunuz afet anında, şu anda, ortalıkta yok." Maalesef manzara aynen budur. Doğru zamanda doğru işi yapmak önemli. Mesela bazı bakanlar ve vekiller 'Bir maaşım Van için' dedi, sadece depremzedelerin değil; depremin acısını yüreğinde hisseden herkesin kalbine taht kurdu. Bazıları ise bu fedakârlığın sembolik değerini sanki algılayamadı. Yardımlaşmanın ihtişamını tastamam anlatmaya kelimeler yetmiyor; lakin yardım dağıtımı sırasında bazı sıkıntılar yaşandığı da ortada. Devletin bu tür felaket senaryolarına daha çok hazırlıklı olması şart. Ulusalcılık bir virüs gibi; olaylara hep semboller üzerinden bakıyor ve genel yargılarda bulunarak sağlıksız yorumlar yapıyor. İnsanî olanı da İslamî olanı da görmezden geliyor. Ülke, bayrak, asker, devlet gibi kavramların arkasına sığınılarak yapılan sathi değerlendirmeler deprem sırasında da yüzünü gösterdi. Deprem bölgesinde yaşayan insanları incitecek 'ırkçı söylemler'de bulunanlar oldu. Neyse ki bu ülkenin genel insan karakteri ırkçılığı fiilen reddediyor. Nitekim bu sefer de öyle oldu. Ağzından çıkanı kulağı duymayan insanlara verilen tepki tarihî şuur altımızın birikimiydi. MHP lideri Devlet Bahçeli'yi depremde gösterdiği civanmertlikten dolayı kutlamak lazım. "Depremi teröre bağlamak soysuzluktur!" sözü daha şimdiden tarihe mal olmuştur. Bir avuç 'ulusalcı'nın TV ve internet üzerinden yürüttüğü ırkçı yaklaşıma en sert ve anlamlı tepki Bahçeli'den geldi. Ülkü Ocakları'nın depremzedeler için yardım toplaması da ayakta alkışlanacak bir davranıştı. MHP ve kitlesi deprem yaklaşımıyla kendini ulusalcı-ırkçı çizgiden ayrıştırdı; özlenen milliyetçi-muhafazakâr günlerini hatırlattı. Sadece parti tabanı değil; Türkiye özlemişti bu birleştirici atmosferi... Allah bir daha böyle bir acı yaşatmasın. Bu en temel duamız. Ancak kavli dua yetmez fiili dua da gerekir. Yani herkesin (en başta da devletin) hazırlıklı olmasından, tedbirli davranmasından, yanlışlardan ders çıkarmasından başka çare yok. Felaket içinde felaket Dünyanın dört bir yanında üzücü hadiseler yaşanır ve medya bunu halkla paylaşmak zorundadır. Savaşlar, kazalar, ölümler, terör saldırıları, afetler... Bazılarının sandığı gibi bu tür haberlerin görüntüleri insanlarla rastgele paylaşılmaz. Öyle uluorta görüntü neşredenlerin yayıncılık sorumluluğundan bahsetmeleri de inandırıcı değildir. Daha açık söylemem gerekirse; bir deprem felaketinin haberleştirilmesinde dikkat edilmesi gereken çok önemli ayrıntılar bulunmakta. Türk medyası terör eylemleri ve felaketler konusunda düne göre daha dikkatli ve duyarlı; ancak hâlâ sorumlu yayıncılığın emekleme aşamasını geçebilmiş değil. Mesela bizim televizyonlarımızın haber sunumu hâlâ çığlıklar üzerine kurulu. Ne kadar çok feryat yükselirse o kadar çok seyrediliriz gibi bir şeye inanmışlar sanki. Ekranlara sık sık gelen manzaralara bakar mısınız: Birbirine sarılarak ağlayanlar, kan revan içinde sedyede yatanlar, enkazın altından kanlar içinde çıkarılan insanlar... Onca ürpertici görüntü yetmezmiş gibi bazı televizyonlar, görüntülerin altına efektler yerleştiriyor. Ambulans sirenleri, koşuşturmayı çağrıştıran ayak sesleri, nerede ne zaman kaydedildiği anlaşılmayan çığlıklar, ağlamalar, haykırmalar. İzleyicinin duygularını sömürmeye, tansiyonu sürekli yukarıda tutmaya, insanların yüreklerini ağzına getirmeye hiç mi hiç gerek yok. Daha kısa bir süre önce Japonya'da tsunami felaketi yaşandı, on binlerce insan hayatını kaybetti, evsiz yurtsuz kaldı. Bu haberin BBC'de ya da Euronews'te veriliş şekline bir bakın Allah aşkına. Bizdeki korkunç kurgudan eser yok. Bizdeki yayınlar insan ruhunda derin izler bırakacak bir abartıyla yapılıyor. Hem felakete maruz kalan insanların hakları ihlal ediliyor hem de seyircinin psikolojisi altüst ediliyor. Evet; Türk televizyonları düne göre daha duyarlı daha dikkatli; ancak büyük bir kısım itibarıyla uluslararası standartlardan hâlâ çok uzak. Hal böyle olunca felaket içinde felaket yaşıyoruz maalesef...

Daha iyi bir yaşam için 50 tavsiye ;)

By : Murat PINAR
Daha iyi bir yaşam için 50 tavsiye
1- Her gün yeni bir şey ezberleyin
Şiir ve filozoflardan sözler hafızanıza iyi gelir. Şiir, özdeyiş, meşhur laflar ezberlendiğinde beynin hafıza kapasitesini artırıyor. Ayrıca kimin her zaman bir özlü söze ihtiyacı olmaz ki.
2- İhtiyacınız olmayan şeylerden kurtulun.
Koleksiyonculuk ve arşivcilik ruhu aslında sizi yoran faktörlerden biri. Bir de onları kaybederseniz stresiniz iki kat artar. Bu yüzden kaybetmekten üzülmeyeceğiniz şeyleri atın, sahip olduğunuz küçük eşyaları azaltın.
3- Sonsuz merak sahibi olun
Dünyayı balta girmemiş bir orman gibi görün. Ufak şeyleri bile büyük bir merakla inceleyin. Yeni şeyler deneyin, farklı çevreleri keşfedin. Dünya size bolca seçenek sunuyor. Bunun tadını çıkarın.
4- İnsanların isimlerini aklınızda tutun.
Çok insanla tanışmak sizin için her zaman avantaj. Ama onların isimlerini hatırlamıyorsanız bu avantajı yitirirsiniz. Yeni tanıştığınız insanların isimlerini çabuk mu unutuyorsunuz? Onlarla tanışırken size ismini söylediğinde bir daha tekrar ettirin ve sonra zihninizde kendiniz tekrar edin. Eğer hala sorun yaşıyorsanız yeni tanıştığınız kişilere kafiyeli lakaplar bulun.
5- Fit olun!
Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur. Fit vücuda sahip insanların daha sağlıklı, kendine güvenli ve başarılı olduklarını araştırmalar ortaya koyuyor.

6- Geçmişi unutun
Geçmişi değiştiremezsiniz. Aynı muz kabuğuna defalarca basmıyorsanız geri dönüp geçmişe bakmaya gerek yok. Sadece geçmişten ders çıkarın bugün daha iyisini yapın gelecekte de başarılı olun.
7- Anı şimdi yaşayın
10 dakika öncesi bile geçmiştir. Anı yüzde 100 yaşarsanız daha çok mutlu olaursunuz.
8- Daha sık gülümseyin
Yüzünüz gülümsediğinde beyniniz mutluluk hormonu olan serotonini salgılar. Kendinizi mutlu etmenin en doğal yolu gülümsemektir. Bazı insanlar güne iyi başlamak için 5 dakika aralıksız gülüyor. Unutmayın mutluluğun gülümsemeyi getirdiği gibi gülümsemek de mutluluk getirir.
9- Su için
Su içmek genel sağlık için çok faydalıdır. Gazlı içeceklerde besin değeri neredeyse sıfırdır. Bunun yerine bolca su için. Evet tadı size çok sade gelecek ama sonrasıdna suya bağımlı olduğunuzu göreceksiiz. Günde 10 bardak su sizin için idealdir.
10- Yaşamı ciddiye almayın
Küçük şeylere gülün. Göreceksiniz ki tüm haya daha kolaylaşacak. Hatalarınızdan ve başarısızlıklarınızdan espirili şeyler çıkartın. Bunlardan ders aldığınız için mutlu olun. En önemlisi hoşlandığınız şeyleri yapmaya gayret edin. Hayat katı kuralları olan bir mesai değildir.
11- Pozitif şeyler düşünün
Negatif şeyler düşünürken kendinizi bulduğunuzda hemen bu düşünceleri kafanızdan atın. Gerekirse yüzünüze bir tokat atın. Sürekli mutluluğa erişmek ve başarılı olmanın yolu pozitif düşünceden geçer.
12- Kitap okuyun
Açıklamaya ihtiyaç yok. Daha çok kitap okuyun hayat görüşünüzü genişletin.
13- Güneşe çıkın
Süpermen uzaya uçtuğunda güneş ışınlarıyla tekrar enerjisini kazanıyordu. Siz de evinizin kapısından çıkıp kendinizi güneşe bırakabilirsiniz
14- Yardımsever olun
Yardımlaşmanın zincirleme etkisine güvenin. Eğer birine yardım ederseniz o da başkasına veya size yardım eder. Yardım etmek inasn ilişkilerinizi güçlendirebilir. Yardımseverlik dünyadaki en tatmin edici duygulardan biridir. Bu yüzden karmaya inanın.
15- Endişenizi geri plana atın
İşte çalıştığınızda ya da hayattan keyif aldığınız zamanlarda endişelenmeyi bırakın. Bu odaklanmanızı sağlayıp zamanınızı iyi kullanmanızı sağlar. Endişelerinizi gün içinde geri plana attığınızda daha mutlu olacaksınız.
16- Her zaman dürüst olun
Yalanlar sorun yaratmaktan başka işe yaramazlar. Güvenilen biri olarak tanınmanın faydasını toplumda çok görürsünüz.
17- Daha az uyuyun
Uykuyu ayarlamak ne kadar süre uyuduğunuzdan daha önemli. Uyku döngünüze dikkat edin. Günde sadece 2 saat uyuyup dingin hissedeceğiniz uyku döngüleri de mevcut.
18- Hedeflerinizi ve hayallerinizi belirleyin
birçok insan amaçsızca çalışır. Kusursuz hayatınızda neler olduğunu belirleyin. Onlara ulaşmak için doğru adımı atın. İnsanlar daha iyisi için çalıştığımızda daha mutlu olan varlıklardır
19- Bakış açınızı değiştirin
Gerekirse doğru karar vermenizi sağlayacak kişisel gelişim kitaplarını okuyun.
20- Güne hemen başlayın
Uyandıktan sonra sizi mutlu edecek, iyimser hissetmenizi sağlayacak şeyler yapın.Güne pozitif bir ruh haliyle başlayın
Sizi endişeye sürükleyen şeyleri bir kağıda yazın. Sonra kağıdı yakıp yok oluşunu izleyin. Bundan sonra kafanızdan endişeyi kolayca attığınızı göreceksiniz.
22- Seyahat edin
Seyahat etmek hayatınıza değişiklike getiren en heyecan verici aktivitelerden biridir. Farklı kültürleri gözlemlemek ufkunuzu genişletir. Yaşamanıza yön verir.
23- Lastik bant metodunu uygulayın
Önerilerimize rağmen kötü düşünceleri kafanızdan atamıyor musunuz? Bileğinize lastik bir bant bağlayın ve negatif düşündüğünüzde lastiği çekip bırakın. Bu koşullanma tekniği size acı verse de negatif düşünceye yönelmenizi engelleyecek
24- Başkalarının laflarınadan etkilenmeyin
Birçok insan başkalarından kendisi hakkında kötü birşey duyduğunda üzülür. Ancak kötü biri değilseniz size söylenen yanlıştır. Hakkınızda kötü birşey duyduğunuzda onun yanlış olduğunu bilin ve ciddiye almayın.
25- Mutluluk kitapları okuyun
Mutluluğa ulaşmanızı sağlayacak yazıları takip edin
26- Affetme özelliğinizi geliştirin
Başkalarının hatalarını affetmek ilişkilerinizi güçlendirir. Hınç duymak size birşey kazandırmaz. Uzun süre kızgın kalmak sizi mutllu hissettirmez. Affetmek zihninizi tazelerken ilişkilerinizi iyileştirecek.
27- Başkalarını özel hissettiren bir kişi olun
Kibarlığınız ve sempatikliğinizle tanının. Yanınızdakileri özel hissettirecek küçük şeyler yapmaktan kaçınmayın.
28- Rüyanızı kontrol edin
Uyku kendinizi iyi hissettirir ama bir yandan da sıkıcıdır. Hatırlayabileceğiniz güzel bir rüya görmek ise sizi mutlu eder. Başka gezegenleri gezmek, uçmak rüyanızda da olsa iyi hisler uyandırır. Bilinçaltınızla iletişim kurduğunuzda kendinizi daha mutlu hissedeceksiniz.
29- Hayal edin
Eğer şikayet ederseniz kendinizi daha fazla şikayet edeceğiniz bir duruma sürüklersiniz. Olmak istediğiniz kişiyi, hedeflerinize ulaştığınızı her gün hayal edin. Bunu sizi kimsenin rahatsız etmeyeceği, sessiz bir yerde yapın.
30- Her gün 30 dakika meditasyon yapın
Günlük hayatta herkes herkesle telefonlarla, internetle bağlı. Çok az insan sessizliğin tadını çıkarabiliyor. Zihninizi temizlemek ve cüvudunuzu rahatlamak için meditasyon yapın. Doğada bir yerde oturun ve nefes alıp hiçbirşey düşünmeyin. Başlangıçta zor olsa da yılmayın. Meditasyon sonrası kendinizi daha iyi hissedeceksiniz.
Kendi düşüncelerinizi kontrol edemezseniz nasıl mutlu olabilirsiniz? İnsan zihni bilinçli bir düşünce akışı olarak tanımlansa da çoğu insan düşüncelerini kontrol edemez. Daha önce bahsettiğimiz negatif düşünce kovma tekniklerini uygulamak düşüncenizi kontrol etmenizde yardımcı olur.
32- Duygularınızı kontrol etmeyi öğrenin
Kendinizi mutsuz eden tek insan varsa o da sizsiniz! Sözlerden ve yapılan hareketlerden etkilenmenin kararını siz veriyorsunuz. Bunu çözdüğünüzde gelecekte negatif düşünceye kapıldığınızda bu düşünceden daha kolay sıyrılacaksınız.
33- Hızlı okuma dersi alın
Kitaplar bilgi hazinesidir. Hızlı okuma ise daha fazla zamanı olmayanlar için bilgiye ulaşmanın kolay yoludur.
34- Rahat olun!
Çalışmak hayatımız için önemlidir. Evet ne kadar çalışırsak o kadar kazanıyoruz belki de. Ama oksijen olmadan mum da yanmaz. Her gün kendinize rahatlamak için zaman ayırın. Çalıştığınız için kendinizi ödüllendirin.
35- Bıraktığınız ilk izlenim üzerinde çalışın
İyi bir el sıkışma, kısa konuşmalar ilk kez buluştuğunuz biri için önemli. Bu yüzden bunları sıkı bir şekilde çalışın. Eğer “Tanıştığıma memnun oldum”dan başka bir cümleniz yoksa kötü bir izlenim bırakırsınız. Kim bilir karşınızdakiyle belki iş yapacak ya da evleneceksiniz.
36- Gözlerinizi iyi kullanın
Konuşurken karşıdaki kişiyle göz kontağı kurun. Başka yerlere bakmak kendinden emin olmadığınız anlamına gelir. Bunun yerine konuşurken karşınızdakine gözlerinizi dikin. Keskin bakışlar için aynada çalışma yapın. Yüz kaslarınızı gevşetmek için tek kaşınızı kaldırmaya çalışın.
37- Gizemli olun
Konuşma sırasında hakkınızdaki tüm detayları ortaya dökmeyin. Hakkınızda gizem olması sizi çekici kılar. Karşınızdakilere tümden yabancı da olmayın. Ama James Bond gizemi oluşturmaya çalışın.
38- Bir slogan bulun
“Hayatı dolu dolu yaşa” ya da “Carpe Diem” gibi kendinizi özetleyen bir slogan bulun. Ancak bu sloganalr gibi yaygın ve klişe olmasın. Karşınızdakini çarpan bir slogan bulun. Sloganınız ne genel olsun ne de karşınızdakinin anlayamayacağı kadar özel…
39- İyi yaptığınız birşey bulun
Mesleğinizi iyi yapmanız sizi çekici yapmaz. Hobi ya da tutku… Çok iyi yapabildiğiniz aktiviteler bulun. Sörf yapma ya da kısa film çekme… Aklınıza ne gelirse… Ama tutkuyla yaptığınız ve sizi hayran bırakacak aktivitelere yönelin.
40- Karın kaslarınızı çalıştırın
Tüm kaslar bir tarafa karın kasları en önemlisidir. Vücudunuzun merkezini simgeler. Vücut dengenizin tamamı neredeyse karın kaslarından gelir. Fiziksel sağlığınız için de göbek bağlamamanız karın kaslarınızı geliştirmeniz çok önemli
41- Zihninizi açık tutun
Klişeler insanın beynine ket vurur. Her gün aynı işe gideriz, aynı arkadaşlarla takılırız. Bu bizi güvenli hissettirse de beynimiz için olumlu etkide bulunmaz. Beyninizi çalıştıracak aktiviteleri ihmal etmeyin. Sudoku çözün, model araba alıp parçaları birleştirin. Fiziksel antremanlar gibi zihinsel antremanları da es geçmeyin.
42- Yatmadan önce ve uyandıktan sonra ilham verici şeyler okuyun
Favori kişisel gelişim kitabınızdan ilham verici pasajlar okuyun. Böylece uyku öncesi ve uyandıktan sonra çok iyi bir ruh haline kavuşursunuz.
43- Sevdiğiniz şeyi yapın
Birçok insan hayatını olabildiğince para kazanmak için harcar. Oysa hayata bir kez geliyoruz. İstekleriniz doğrultusunda çalışıp para harcamak kötü birşey değildir. İsteklerinizi takip edin. Sadece emekliliğinizde mutlu olmak yerine şimdi mutlu olun
44- Arkadaşlarınızı akıllıca seçin
Zamanınızın çoğunu geçirdiğiniz arkadaşlarınız size uygun mu? Sizin değerlerinizi benimsiyorlar mı? Sizi hedeflerinize ulaştırmak için cesaretlendiriyorlar mı? Bu soruları olumlu cevaplamanız için hayat tarzınıza bakın. Hayat tarzınıza uyan arkadaşlarınızı seçin. Sizi olumlu yönde etkileyen arkadaşlara hayatınızda yer açın.
45Koprulerı yakmayın45- Köprüleri yakmayın
İlişkileriniz kötüye gidiyorsa sakın herşeyi sonlandırmayın. Örenğin işinizden ayrılacaksınız. Sakın patronunuzla tüm bağları koparacak sözler söylemeyin. Onlara ne zaman ihtiyaç duyacağınızı tahmin edemezsiniz. Ayrıca dünyada nefret edecek şey de çok. Neden ilişkide olduğunuz insanlara nefret kusasınız ki?
46- Günlük tutun
Başlangıçta bu öneri kulağınıza çok monoton gelebilir. Fakat bir kere günlük tutmaya başladığınızda hayatınızı ve düşüncelerinizi nasıl organize etmede faydalı olacağını göreceksiniz. Ertesi günü yapacaklarımız çoğumuzun kafasını gece yarısı bile meşgul ediyor. Peki neden bunları yazıp daha organize olmayalım?
47- Düşünce kontrolünü öğreten kitaplar okuyun
Kişisel gelişim kitaplarında düşünceleri kontrol edip hayat felsefemize yansıtmamıza yardım edecek bilgiler yer alıyor. Bunları araştırın ve okuyun.
48- Bilinçaltınızı kullanmayı ve bilinçaltınıza güvenmeyi öğrenin
Günün sessiz bir vaktinde aklınızdan geçen sözcükleri değil içinizden gelen sesi dinleyin. Mantığınızın sizi hata yapmaya zorlamasına izin vermeyin.
49- Karizmatik bir kişilik geliştirin
Çevresi geniş insanlar her zaman yaşamlarını eğlenceye çevirebilir. Bu insanlardan biri olmak için görünümünüze önem verin. Akıcı konuşma dersleri alın. Yaratıcı espriler öğrenin. Sosyal ortamlarda ilgi çekecek davranışları öğrenin. Herşeyden önemlisi zaten karizmatik biri olduğunuza inanın. İnanç ilk adımdır, gerçeklik inancı takip eder.
50- Aşka izin verin
Eğer hayatınızın gerçek ustası olmak istiyorsanız, her davranışınızda sevgi olmasına izin verin. Arkadaşlarınızı, ailenizi sevin. Hatta düşmanınıza da sevgi gösterin. Bu belki de en zor gerçekleştirilebilen önerimiz. Ancak bir kez bunu başardığınızda etrafınızdakiler tarafından lider biri olarak görüleceksiniz.

Ay Olmasaydı Neler Olurdu

By : Murat PINAR
Güneş sistemimiz oluşurken koşullar çok az farklı olsaydı, bizler için her şey değişik olabilirdi. Dünyanın madde dağılımı, büyüklüğü, enerjisi, dönme ekseni açısı, atmosfer ve mevsimler çok farklı olabilirdi. Dünyamızda hayat belki yine gerçekleşebilirdi ama farklı şekilde. Bu hali ile sanki her şey, en ince detayına kadar insan için özel olarak hazırlanmış gibidir.

Peki bu oluşum içinde Ay’ın görevi nedir? Nasıl oluştuğu ve Dünya’nın yörüngesine nasıl girdiği hala büyük bir sır olan Ay’ın bu mükemmel düzen içindeki yeri nedir? Yaşamın oluşmasına ne katkısı vardır? Ay olmasaydı ne olurdu?

Ay uzay boşluğunda başıboş gezen göktaşlarına karşı bir kalkan görevi yaptığından, yokluğunda Dünya yüzeyine daha fazla göktaşı düşebilecekti.
Ay olmayınca, etkinliklerini geceleri Ay ışığında sürdürebilen bir çok canlı türü de bunu yapamayacaklardı. Ay olmasaydı insanların dolunaydan etkilenmesi ve kurt adam hikayeleri de ortadan kalkacak ama en önemlisi romantik çiftlerin el ele tutuşup seyrettikleri, gökyüzündeki o muhteşem manzara olmayacaktı.

Ay’ın Dünya üzerindeki en büyük etkisi, çekim gücü nedeniyle onun kendi etrafındaki dönüş hızını yavaşlatıp, bildiğimiz günlük periyoduna getirmesidir. Ay’ın olmaması Dünya’nın dönüş hızının artmasına, yaklaşık 15 saatlik bir gün süresinin oluşmasına sebep olacak, günler kısalacak, canlılardaki biyolojik saat alt üst olacak, yaşam biçimleri ve yapılan farklılaşabilecek buna ayak uyduramayanlar yok olacak, fırtına, kasırga gibi atmosferik olaylar çok şiddetlenecekti.

Neyi değiştireceği bilinmez ama Ay’ın yokluğunda artık Ay ve Güneş tutulmaları da olmazdı. Dünya üzerindeki gel-git olaylarının yüzde 70′i Ay’dan, diğer yüzde 30′u ise Güneş ve gezegenlerden kaynaklandığı için Ay olmayınca, gel-git olayları da yüzde 70 azalırdı.

Denizlerdeki gel-git olayı en çok Kanada’da Fundy körfezinde meydana gelir. Bu sırada deniz 15,4 metre yükselir. Bu olay Manş sahillerinde 11,5 metre, Çanakkale Boğazı’nda 5-6 santimetre olup İstanbul Boğazı’nda pek hissedilmez. Ay’ın etkisiyle yalnız denizler değil karalar da hareketlenir. Kara parçalarında saptanan en büyük yükselme ise 50 santimetredir.

Astronomik gözlemlerde nasıl atmosferimiz iyi görüş almamıza mani teşkil ediyorsa Ay’ın ışığı da öyledir. Öyleyse Ay’ın olmaması bu konuda faydalı olacaktı. Dünya’nın yörünge hareketindeki Ay’dan kaynaklanan küçük salınım hareketleri yavaş yavaş ortadan kalkacak ama dünyanın dönme ekseni bundan pek etkilenmeyecekti.

Ay uzay boşluğunda başıboş gezen göktaşlarına karşı bir kalkan görevi yaptığından, yokluğunda Dünya yüzeyine daha fazla göktaşı düşebilecekti.
Ay olmayınca, etkinliklerini geceleri Ay ışığında sürdürebilen bir çok canlı türü de bunu yapamayacaklardı. Ay olmasaydı insanların dolunaydan etkilenmesi ve kurt adam hikayeleri de ortadan kalkacak ama en önemlisi romantik çiftlerin el ele tutuşup seyrettikleri, gökyüzündeki o muhteşem manzara olmayacaktı.
Tag : , ,

Kıssadan.. (Annenin Yanıbaşı)

By : Murat PINAR
Bâyezid-i Bistâmi(k.s) anlatıyor:
"Meğer anne rızasını kazanmak, bütün güzel amellerin başında geliyormuş. Tüm nefis mücadelesinde, riyâzetlerde, gurbette aradığımı anne rızasında buldum.
Bir gece annem benden su istemişti. Evde su yoktu. Testiyi alıp çaya su getirmeye gittim. Döndüğümde annemin uyuyakalmış olduğunu gördüm. Uyanırsa suyunu vereyim diye testi elimde başucunda beklemeye başladım.
Bir müddet sonra annem uyandı. Beni elimde testi başucunda görünce şaşırdı, duygulandı. Bir yandan da zahmet çektiğimi düşünüp üzüldü.
"Niçin böyle yaptın!" dedi. Ben de:
-Uyandığın vakit yanı başında bulunmak istedim, onun için, cevabını verdim."
(Tezkiretü'l-Evliya)
Tag : ,

Büyüklerinize zaman ayırın

By : Murat PINAR
"Çok yoğunum, hiç zamanım yok!" cümleleriyle başlayan mazeretlerin sonu yok. İstenirse iş yoğunluğu bahane olmaktan çıkarılabilir, buna göre de vakit tanzimi yapılabilir. Sevdiklerinize ayırdığınız zaman, hayatınızı da değerli kılar.
Çalışanların birçoğu çocukları ve anne-babaları arasında bir tercihte bulunmak zorunda kalıyor. Bakıma ve ilgiye daha çok ihtiyaç duyan çocuklarıyla vakit geçiren çalışanlar, anne-babalarını ihmal etmek zorunda kalabiliyor. İş yoğunluğu, zamansızlık, stres gibi nedenler öne sürülerek aile ziyaretleri erteleniyor. Uzman psikolog Enise Akgül, insan hayatının kalitesinin sevdiklerine ayırdığı zamanla doğru orantılı olduğunu söylüyor. Akgül, "İnsanın gerçek başarısı hayatını sevdiklerine göre tanzim edebilmesidir. Anne-babamızla ilgimizi keserek, çocuklarımızın eğitimini okullara bırakarak başarılı olamayız." diyor.

Çevremizdeki herkesin zaman zaman iş yoğunluğu nedeniyle büyükleriyle ilgilenmediğinden yakındığını duyarız. Sürekli yetiştirilecek işler, katılmak gereken toplantılar vardır. Akşam evlerine döndüklerinde ise ilgilenilmesi gereken çocuklar onları bekliyordur. Bu nedenle anne-baba ziyaretleri ve onlarla yapılan planlar hep başka güne ertelenir. Uzman psikolog Enise Akgül, yoğun iş temposu içinde vakit ayrılması gereken kişilere göre bir takvim oluşturulması gerektiğini dile getiriyor. Akgül, "Anne-babamızla geçireceğimiz zamanlar hem başarımızı hem de psikolojimizi etkileyecek bir sorumluluğumuzdur. Ailemiz çok uzakta yaşasa bile, onlar mutsuzken bizim iyi olmamız mümkün değil. İş dışındaki zamanlarımızı büyüklerimize göre tanzim etmemiz gerekir." diye konuşuyor. Hayatın anlamını doğru yere oturtmak gerektiğini düşünen Akgül, "Hızımızı biraz yavaşlatmak ve bazı anları kaybetmemek gerekiyor. Özellikle yaşamı yoğun yaşarken anne ve babasının ölümüyle sarsılan yetişkinlerin keşkeleri çok fazla oluyor. Bu noktada çalışma şartlarının yeniden yapılandırılması, önceliklerin belirlenmesini tavsiye edebiliriz." şeklinde konuşuyor.

Vakit tanzimi yapabilirsiniz

Uzman psikolog Enise Akgül, "Ebeveynlerimizin hastalıklarında, onların ağrılarından, sıkıntılarından zamanında haberdar olmalıyız. Bunun için iş bölümü yapmak da gerekebilir. Kardeşler arasında ortak planlar yapılarak haftada bir gün bir araya gelinebilir. Önemsendiklerini hissetmek onların psikolojisi açısından olumlu etki gösterebilir." diyor. Akgül, çocuklarına vakit ayıramayan kişilerin büyükleriyle ilgilenirken de iktisatlı davrandığını söylüyor. Akgül, "Ne kadar çok çalışırsak çalışalım, işlerimizi belli bir plana uyarak yaptığımızda bütün sevdiklerimize yetecek kadar vakit bulabiliriz. İnsanın çalışmasının gayesi de sevdiklerinin kendilerini daha iyi, daha güvende olmalarını sağlamak olmalı." diyerek zamansızlığın gerekçe olamayacağını vurguluyor.

Bebek bekleyen anne adayları, bol su içerek birçok hastalıktan korunabilir

By : Murat PINAR
Sıcak havalarda anne adaylarının sıkıntıları da artıyor. Memorial Hizmet Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum bölümünden Uzman Dr. Hakan Peker, sıcak havalarda sağlıklı kalmak için hamilelere önerilerde bulundu.
Gebeliğin ilk aylarında bulantı, kusma ve halsizliğin sık görülen şikayetler olduğunu aktaran Peker, kusma ve terlemeyle çok su kaybedileceği için gün içinde bol sıvı alınması gerektiğini söyledi. Peker, sıvı kaybıyla birlikte gebelerde tansiyon düşüklüğü, beraberinde halsizlik, göz kararması, baygınlık hali görülebileceğini, kabızlık problemi yaşanabileceğini, kasık ve karın ağrıları olabileceğini, idrar yolu enfeksiyonları görülebileceğini aktardı.

Gebeliğinin son ayında büyüyen rahmin akciğerlere baskısı nedeniyle, nefes darlığı, sık nefes alıp verme durumu olabileceğini belirten Peker, "Bu şikayetler, yaz mevsiminde sıcaklığın ve nemin de etkisiyle gebe tarafından daha fazla hissedilir, dayanılmaz bir hal alabilir. Bu şikâyetlerin daha az hissedilmesi ve sıvı kaybının daha az olması için klimalı veya serin yerlerde istirahat edilmesi uygun olur. Fakat klimalı yerlerde, klimanın soğuk etkisine karşı da gebe kendini korumalıdır." dedi.

Azmeden, her durumda kazançlı olur

By : Murat PINAR
Azimli insan başarının Allah'ın yardımıyla olacağını bilir. Hırslı insan ise sadece mutlak sonuca odaklanmıştır. Azmin vesileleri meşru iken hırslı insanın vesileleri gayr-i meşru olabilir. Hırs israfa sürükler, azim ise ifrat ve tefritten uzak ilim, meşveret yoludur.
Sûreten farklı görünmemelerine rağmen, siret ve muhteviyat itibarıyla birbirinden ayrılan iki kavram; hırs ve azim. Tıpkı, iktisat ile cimriliğin, cömertlik ile israfın, cesaret ile donkişotluğun, stres ile hüznün, kanaat ile gayretsizliğin şeklen birbirlerine benzedikleri gibi hırs ile azim de birbirine görünüş itibarıyla benzer.

Dışarıdan bakan bir insan azimli insan ile hırslı insanı ayırt edemeyebilir. Çünkü her ikisi de amansız bir gayret ve çalışma, hedeflerine ulaşma, başarma ve kazanma arzusu içindedirler. Fakat derunlarına inildiğinde, niyetler yoklandığında ve renklerine bakıldığında aralarında çok net ve açık bir fark olduğu görülecektir. Gerçi Kur'an-ı Kerim'de ve Nebiler Serveri sallallahu aleyhi ve sellemin hadis-i şeriflerinde hırs kelimesi müsbet anlamda da kullanılmıştır. Mesela, Tevbe sûre-i celilesinin sonunda Rasul-i Ekrem'in ümmetine karşı düşkünlüğü ve muhabbeti "haris" kelimesi ile ifade edilmiştir. Zaten O, zat-ı şahanenin (sas) ümmetine olan cansiparane tutkusunu başka bir ifade karşılamazdı ve belki de biz başka bir kelime ile onu anlamakta zorlanırdık. Dolayısıyla bu ayet-i kerimedeki "haris" kelimesi bizim anladığımız manada haybet ve hüsran sebebi olan, dinimizce de gayri meşru kabul edilmiş ve azmin karşıtı olan hırs olmasa gerektir. Efendimiz (sas)'in bir hadis-i şeriflerinde kullandığı "Sana fayda veren şeylere karşı hırs göster." ifadesinin de azmin ve gayretin yerine kullanılmış olması gerektir. Yani öyle bir gayret ve çaba sarf et ki, dışarıdan seni görenler ve senin iç derinliğine vâkıf olamayanlar seni bir hırs küpü zannetsinler; o kadar gayretkeş ol yani. Ama bu vasıf kuvvetli mü'minin nişanesi olan "azim" anlamında anlaşılmalıdır herhalde. Azim, kuvvetli mü'minin vasfıdır, hırs ise zayıf mü'minin sıfatıdır.

1.Ayetin dili ile azimden sonra, tevekkül gelir. Yani azmeden insan neticenin Allah'ın tevfiki ile olacağını bildiğinden O'na tevekkül eder ve şöyle der: "Rabb'im bu kadar benden, gerisi Senden." Fakat hırslı insanın tevekkülle bir alakası yoktur. O kendi cirmi ile mutlaka sonuca ulaşmak ister.

2.Azmeden insan dua ederek neticeyi Allah'tan talep eder. Hırslı kimse sonucu kendi eliyle tahsil edeceğine inanır.

3. Azimli mü'minin hedefi Allah'ın rızasını kazanmaktır; başarsa da başaramasa da. Hırslının hedefi elde etmek istediği şeydir. Elde edemezse başaramamış olur. Azimli, her iki durumda da muvaffak olmuştur.

4. Azim sahibi insan başarınca bunu Allah'tan bilir, O'na döner ve O'na iki büklüm hamdeder. Hırs sahibi kimse ise kendisinden bilir, gurur ve kibir abidesi haline gelir.

5. Azimli kimse samimidir. Niyeti halis ve sâdıktır. Hırslı insan art niyetlidir ve samimi değildir. Onun amacı her halükârda menfaat umduğu şeye kavuşmaktır.

6. Azim sa'ye yani çalışmaya şevki artırır ve kişinin gayretini kamçılar. Hırs, israfa sürükler, sa'ye şevkini kırar ve insanı tembel ve tenperver hale getirir.

7. Azmin vesileleri meşrudur, yolu sırat-ı müstakimdir. Hırsın vesileleri gayri meşru da olabilir, yolu hüsran yörüngelidir.

8. Azim, ifrat ve tefritten uzak, orta yoldur. Hırs, ya ifrat ya da tefritin içindedir.

9. Azimde hikmet, ilim, tecrübe ve meşveret vardır. Hırsta rekabet, cimrilik ve bencillik hakimdir.

10. Azmin parolası: "Hayırlı ise olsun" şeklindedir. Hırsın parolası ise "Ya olacak, ya ölecek" şeklindedir.

11. Azimde temkin ve dikkat vardır. Hırsın mayası ise acelecilik ile yoğrulmuştur. Her an hata ve isabetsizlikle karşı karşıya kalınabilir.

Regaib Kandili

By : Murat PINAR
Regaip, elde edilmesi arzu edilen değerler demektir. Bu mübarek gecede, Yüce Mevla kullarına bol bol rahmet ve hibede bulunduğu için bu adı almıştır.

Regaip gecesinin içinde bulunduğu Recep ayı, halk dilinde "üçaylar" olarak anılan rahmeti, bereketi ve mağfireti bol olan manevi bir ticaret mevsimine girişimizin habercisidir. Recep ayı Kuranda haram aylar diye anılan dört aydan bir tanesidir. Regaib gecesinin böyle bir ayın içinde yer alması, aynı zamanda bu gecenin önemini de ifade etmektedir. Konuya ilişkin ayette Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

"Allah katında ayların sayısı onikidir Bunlardan dördü haram aylardır. işte bu Allahın dosdoğru kanunudur. Öyleyse o aylarda kendinize zulmetmeyin.(1)

Hz. Peygamberin yaptığı şu dua üç aylara verdiği önemi belirtmektedir: "Allah'ım! Recep ve Şaban aylarını bize mübarek eyle ve bizi Ramazan'a kavuştur."(2)

Muhterem Mü'minler!

Bu mübarek günler ve geceler, Kendimizi denetleme ve değerlendirme bakımından çok önemlidir. Bir kere daha geçmişimizin muhasebesini yapıp geleceğe hazırlıklı olmanın tedbirlerini almalı ve düşünmeliyiz.

Ey Allah'ı seviyorum diyen insan! Kulluk vazifeni yapabiliyor musun?

Peygamberimi seviyorum diyen Müslüman! sünnetini, ahlakını yaşıyor musun?

Kitabım Kur'an'dır dediğin halde emirlerine sarılıp yasaklarından sakınıyor musun?

Allah'ın nimetlerini yediğin halde, şükrünü yerine getiriyor musun? Aç, biilaç, yoksul, kimsesiz, fakirleri koruyup, gözetiyor musun?

Ölümün hak olduğuna şüphe yok. Şu anda ölüme hazır mısın? Kendi kusurlarını düzeltip tövbe ediyor musun?.

Geçen yılın bu mübarek gününde seninle beraber oldukları halde şu anda göremediğin eşin, dostun, akraba ve arkadaşlarını düşünüp kendine çeki-düzen verebiliyor musun?

Evet, bütün bunları kendimize sorup bir durum değerlendirmesi yapmak, bu mübarek günlerin ve gecelerin şuuruna varmak demektir.

Aziz Müminler!

Bu insanî ve islamî ölçülerle düşünür, kötülüklerimizden, kötü alışkanlıklarımızdan vazgeçer, tövbe eder, geleceğimizi daha iyi değerlendirmeye azmeder, karar verirsek; her günümüz kandil geceleri gibi başarılı, sonumuz da bayramlar kadar sevinçli olur.

Bu geceye mahsus bir ibadet şekli olmamakla beraber gündüzünü oruçlu geçirmek, muhtaçlara yardımda bulunmak, varsa dargın olduğumuz kişilerle barışmak, anne ve babalarımızın, büyüklerimizin ellerini öpüp dualarını almak, geceyi Kur'an okumakla, ve salat-ü selam getirmekle, tövbe istiğfar etmekle ihya etmemiz uygun olur.

Hepinizin kandilini tebrik ediyorum.

NTVMSNBC Kültür Mirasına Sahip Çıkıyor

By : Murat PINAR
Anadolu’nun dört bir yanında kaçak, izinsiz yapılaşma, çarpık kentleşme, define arama ve soygun amaçlı kültür mirasına yönelik talan ve tahribatı bize ihbar edin, sahip çıkalım.

Tarihi eser veya objelerin aslına uygun yapılmayan restorasyonları, yanlış konumsal uygulamaları da bize bildirebilirsiniz.
Bu konuların yanısıra ihbarlarınızda; kaderine terkedilmiş, insan ya da doğa tahribatına uğramış, "kültürel sit alanı" olarak tanımlanmamış ama tarihi nitelik arz eden, bilinmeyen veya az bilinen bölgelere de dikkat çekebilirsiniz.
Bunun için yapacağınız tek şey; çevrenizdeki tarihi doku ve kültürel özelliği bulunan yapı veya yapı unsurlarına karşı girişilen saldırıları bizlere iletmek. Konuyla ilgili yazınızı ve fotoğrafı aşağıdaki form üzerinden bizlere iletebilir ya da aynı bilgileri e-posta adresimiz tarih@ntvmsnbc.com'a gönderebilirsiniz.
Söz konusu tahribat ya da talanın yer tespiti için adreslendirmeniz, ve ortaya çıkan yıkımın boyutlarını detaylı şekilde dile getirmeniz duyurunuzun yanıt bulması için büyük önem taşıyor.
İnsanlığın ortak kültür ve tarih mirasına sahip çıkmak; uygarlığın beşiği Anadolu’daki yıkım, yağma ve tahribata “dur” demek için siz de “görmezden gelmeyin”!

Tag : , ,

Mevlana'dan Şems'ine - 1

By : Murat PINAR
Seni ne huzuru arayanlara, ne huzuru bulanlara, ne de huzurdan kaçanlara sordum. Güneşin sıcaklığını en iyi kim anlatabilir? Sıcaktan düşüp bayılan mı? Hayır, onun aşkı zayıftır. Güneşe yolculuk yapan mı? O da değil, gitse gitse nereye kadar gidebilir ki? Gölgeye sığınanlara ise güneşi hiç sormamalı…
Aşk mabedim… Efendim… Söyler misin? Nedir bu çektiğim acıların mânası? Bu ayrılığın esrarengizliği yüreğime saldığın alevlerin lavlaşması içinse yeterince erimedim mi ateş toplarında? Öyle yandım ki;
Sen yandıkça, ben yanayım!
Sen dondukça, ben de donayım!
“Yine kehkeşânlara kaçarak mı özleteceksin kendini… Özlemlerim, boşluğa atılan kuru karanfiller gibi sere serpe dağılıyor harayellerin, acının koynunda… İçime güneş doğmaz oldu artık sen gittin gideli… Gölere seninle buruç edecektim hâlbuki… Saçlarıma aklar düşmeye başlamış, sırf bu aşkın ceremesinden… Serencame gökkubbeye niyaz edecek ve merhamet isteyecek kapılar dahi yüzüme kapanıyor? Sendedir bu boz bulanık sellere kapılan ömrümün mihrap ve minberi… Salâlar benim için okunuyor artık… Gözyaşım seccademde buğulanıyor her seher vakti, ama ne sesin geliyor artık uzaklardan, ne de nefesin…
Ezanlar okunur günbegin ve içli içli… Ama alnımı, alnına değdirmedikçe huzura ermeyecek bir çağıldama örseliyor şakaklarımı… Alnımda sanki Dağıstanlı atlılar… Ve ellerim titriyor zaman zaman… Bu divaneliğin ağır tütsüsünü… Ve omuzlarım çökeliyor seni düşündükçe… Unutma, şah eserin olan ben, gün geçtikçe artık viraneye düşünüyorum…. Ama sen hâlâ bana dönmüyorsun!.. Muradım; Rabbü’l Âlemin; bu sevdanın kadrini ve kıymetini kimseye muhtaç etmesin…”
“Düşüncelerim, ipliği kopan tespih taneleri gibi dağılıveriyor sensiz… Şimdi gözyaşlarımdan inci yapmak isterdim sana… Keşke yanımda olsaydın… Kelimelerim şelâleleşiyor ne zaman sana dair bir şeyler yazmaya kalksam… Yanan alnım, müşfik avuçlarına ne kadar da muhtaç bilemezsin… Beni ne kadar ateşe versen de, hiçbir hatıramız küllenemez, bunu bilesin… Zümrüd-ü Anka gibi kendi külümden doğar ve katar katar Turnalar gibi yine kanat vurarak yine revan olurum yollarına…
“Gözlerimde bir mahmurluk, sensiz uykularımdan arda kalan… sinemde yumru yumru yutkunamadığımı bir sıkıntı… Nefeslerim yetmez oluyor artık şu garip canıma… Ve ben gözlerimi tavana mıhlamış, bir tek seni düşünüyorum.Alnımda boncuk boncuk soğuk terler… Kulağım işitmez oldu artık, sesinden gayri her ne var ise şu âlemde… Göz kapaklarım tutulmuş, haylin perdelenmesin diye… Artık gözyaşlarımda hasretlik tuzu bile kalmadı acılarımı ılık ılık dindirecek…
Kanım donuyor… Bir de üşümedir işliyor ruhuma apansız… Sıcağın yok ki yanımda… Ve ardından sabah oluyor, yine bin bir eza ve cefa ile kahroluyorum işte! O ayrılıktan kahroluyorum… Biliyorsun, hünkârım sensin… Sevgilim ve mabedim…(sensin). Muradım; yedi göğün mevlâsı; bizibu kahırdan azat edesin…”
Kelebekler senin yüzünün değdiği bahçelere yayıyor kanatlarını. Şu dar göğsümün kozasından çıkmaya çalışıyorum. Sonsuz genişliklerin sırrı iki dudağının arasında saklı. Bir kelâm söyle ne olur! Her hecenin tınısında duymak istiyorum. Rüzgârlar savursun beni, yağmurların hepsi alnıma düşsün, taşların hepsi göğsüme düşsün. Senin ayaklarını öpen kocaman bir dağ olayım. Öller savrulsun, dağlar aradan çekilsin, yokuşlar ve inişler bitsin ki yürüdüğün yollara toz olayım. Çöldeyim, susuzum. Kuyularda Yusuf’um. Sözlerin bana Züleyhâ. Ateşlerde İbrahim’im. Gözlerin bana derya. Sancılar içinde Meryem’im. Bakışın bana İsa. Yaralar için de Eyyub’um. Hasretin bana şifa. Ölüler içinde bir ölüyüm. Ellerin bana musalla.
Ey kalbimizde olan nur! Gel didinmelerimin ve arzumun sonu gel. Hayatımız senin elinde olduğunu biliyorsun. Hayatı, kullarını sıkıntılı yapma gel. Ey aşk! Ey maşuk! Engelleri aş ve inadı bırak da gel. Ey Hüdhüdlerin sahibi olan Süleyman! Lütfedip de bizi aramak üzere gel.
Ruhlar seni kaybolmadan ötürü inleyip feryat etmedeler; miadını doldur da gel. Ayıplarını ört, iyiliklerini saç. Cömert olanların âdeti de böyledir gel. Farsça ‘gel’ nasıl derler? ‘Biya’ mı? Ya gel veya bizim davetimize hak ver de gel. Geleceğin zaman muradımız ne de açılır. Gelmeyeceğin zaman da muradımız ne de kesat olur; gel. Ey Arabın Küşadı! Ey İran’ın Kubad’ı! Kalbimi hatıranla fethedersin gel. İçim sana gel deyicidir. Ey varlığından olacak olan varlık, gel.
Gittin ya. Kalsan güzel olurdu, gitmişin neye yarar? Sen gittin ama bak senle ilgili olan bir şey bende. Sensizlik bende. Gittin. Heyhat! Pervane’ye döndü narin yüreğim sensizliğinde.
Her yalnız âşık değildir; ama her yanmış aşkın kuytusunda yalnızdır. Ateşinden değil ateşsizliğinden yanmışım diyorum. Ey aşkın sesi, nefesi gel bir an evvel. Dinsin artık kıyametin gürültüsü…

Kaynak: Kitap:Aşkın Gözyaşları   Yazar: Sinan Yağmur  Sayfa: 130,131,132,133
Tag : ,

Anlatımlı hadis

By : Murat PINAR
Suheyb'den (r.a) Rasulullah'in (s.a) söyle buyurdugu rivayet edilmistir: Sizden önceki milletlerden birinde bir hükümdar ve onun bir sihirbazi vardi. Sihirbaz ihtiyarlayinca hükümdara: "Ben yaslandim, bana bir genç gönder de ona sihir ögreteyim" dedi. Hükümdar ona sihir ögretecegi delikanliyi gönderdi. Gencin yolu üzerinde bir rahib vardi. Yola çiktiginda onun yaninda oturup sözlerini dinlerdi. Rahibin sözleri hosuna giderdi.
 
Sihirbaza giderken rahibe ugrar, onunla bir süre otururdu. Sonra sihirbaza varinca da, adam delikanliyi döverdi. Bu durumdan rahibe sikayet edince rahip "Sihirbazdan korktugunda, beni ailem alikoydu; ailenden korktugun zaman da beni sihirbaz birakmadi dersin" dedi. O hal üzere gidip gelirken bir gün geçenlerin yolunu kesen büyük bir vahsi hayvanla karsilasti. Kendi kendine "Büyücü mü yoksa rahib mi daha faziletli bugün ögrenecegim " dedi. Bir tas aldi ve "Allahim! Eger rahibin isi sana sihirbazin isinden daha sevimli ise su hayvani öldürüver ki halk yoluna devam etsin" diyerek elindeki kaya parçasini atti ve canavari öldürdü. Halk da geçip gitti.

Bunun üzerine delikanli rahibe gelerek olup bitenleri haber verdi. Rahib de ona, "Oglum bugün sen benden daha üstünsün. Senin durumun kemale ulasti. Fakat yakinda imtihandan geçeceksin. Bir belaya ugrarsan benim adimi verme" dedi.

Bu çocuk anadan dogma körleri, Alaca (Bars) denilen cilt hastaliklarini iyilestiriyor ve daha birçok hastaliklara yakalananlari tedavi ediyordu. Bu durumu kralin yakin dostlarindan olan kör biri duydu. Çesitli hediyelerle delikanlinin yanina gelerek, "Eger beni iyilestirirsen bunlarin hepsi senin" dedi. Delikanli adama; "Ben hiçbir kimseyi iyilestiremem. Sifayi ancak Allah verir. Eger sen Allah'a iman edersen O'na dua ederim. O da sana sifa verir" dedi. Adam hemen Allah'a iman etti. Allah da ona sifa verdi.

Sonra bu adam hükümdarin yanina gitti. Önceden oldugu gibi onun yanibasina oturdu. Hükümdar ona, "Sana gözlerini kim iade etti?" dedi. Adam "Rabbim" dedi. Kral "Senin benden baska bir rabbin mi var?" dedi. Adam "Benim Rabbim de, senin Rabbin de Allah'dir" dedi. Bunun üzerine hükümdar o adami tutuklatti. Çocugun yerini söyleyinceye kadar kendisine iskence yaptirdi. Bunun üzerine delikanli hükümdarin huzuruna getirildi. Kral delikanliya, "Oglum! Senin sihrin, anadan dogma körleri, abraslari (bars hastaligina tutulanlari) iyi edecek dereceye ulasmis, söyle söyle yapiyormussun öyle mi?" dedi. Delikanli: "Ben hiçbir kimseye sifa vermiyorum. Sifayi ancak Allah veriyor" dedi. Bunun üzerine kral onu da tutuklatti ve devamli iskence ettirdi. Sonunda rahibin adini söyledi. Hemen rahib getirildi. Kendisine "Dininden dön" denildi. O reddetti. Bunun üzerine hükümdar testere istedi. Testereyi basinin ortasina gelecek sekilde rahibin tepesine koydular. Testere basini ikiye ayirdi. Arkasindan hükümdarin yakin dostunu getirdiler. Ona da "Dininden dön" dediler. Reddedince onun da tepesine testereyi yerlestirip, basini ortasindan ikiye ayirdilar. Sonra da delikanliyi getirdiler. Kendisine "Dininden dön" dediler. Reddedince, kral onu adamlarindan bir gruba teslim etti. Onlara "Bunu falan dagin tepesine çikarin, dagin tepesine varinca dininden dönmezse onu assagiya atin" diye emir verdi. Onlar da onu götürdüler,daga çikardilar. Çocuk, "Allah'im, diledigin sekilde beni onlara karsi koru" dedi. Bunun üzerine dag sarsildi. Onlar da dagdan assagi yuvarlandilar. Çocuk yürüyerek hükümdara geldi. Hükümdar ona "Yanindakilere ne oldu?" diye sordu. Delikanli hükümdara "Allah beni onlara karsi korudu" diye cevap verdi.

Hükümdar yine onu kendi adamlarindan bir gruba teslim etti. "Bunu büyük bir gemiye bindirin, denizin ortasina götürün. Dininden dönmezse onu denize atin" dedi. Onu götürdüler. Delikanli dua ederek "Allah'im nasil dilersen beni onlara karsi koru" dedi. Bunun üzerine gemi onlarla beraber alabora oldu, hepsi boguldular. O yürüyerek hükümdara geldi. Hükümdar "Yanindakilere ne oldu" diye sordu. Delikanli hükümdara "Allah onlara karsi beni korudu" dedi ve krala, "Sana emredecegimi yerine getirmedikçe beni öldüremeyeceksin" dedi. Kral, "Nedir o?" dedi. Delikanli su cevabi verdi, "Halki bir alana topla, beni de bir hurma dalina as, sonra ok torbamdan bir ok alarak, yayin tam ortasina yerlestir. Daha sonra, 'Delikanli'nin Rabbi olan Allah'in adiyla' de. Sonra da at. Böyle yaparsan beni öldürürsün."

Bunun üzerine hükümdar halki bir meydanda topladi. Onu hurma dalindan asti. Sonra ok torbasindan bir ok aldi. Oku yayin ortasina koydu. Sonra "çocugun Rabbi olan Allah'in adiyla" diyerek oku üzerine atti. Ok delikanlinin sakagina saplandi. Çocuk elini sakagina koyup öldü. (Bu durumu gören) halk "Delikanlinin Rabbi'ne iman ettik" dedi.

Kralin adamlari yanina vararak ona, "Gördün mü korktugun seyi? Vallahi korktugun sey basina geldi, halk iman etti" dediler. Bunun üzerine kral derhal sokak baslarinda hendekler kazilmasini emretti. Hendekler açildi. Içlerinde atesler yakildi. Hükümdar, "Her kim dininden dönmezse onu zorla hendege atin. Ya da kendilerine haydi hendeklere atlayin denilsin" diye emir verdi. Adamlari da dedigi gibi yaptilar. Nihayet kucaginda bebegi ile bir kadin atesin önüne geldi. Kadin duraklayip atese düsmekten çekindi. Kucagindaki "Ey annecigim sabret. Çünkü hak din üzeresin" dedi. [(30) Müslim; Kitab'uz-Zühd ve'r-Rekaik, 3005, Tirmizi.]
Açiklama

Imam Nevevi bu hadisin açiklama kisminda bir çok noktalara deginiyor ve hadisten önemli hükümler çikariyor. Biz bunlardan önemli gördügümüz birinin üzerinde duracagiz: Hak yolda yürürken bütün zorluklara sebat göstermek ve hakki ortaya koymaktan bir an bile geri durmamak. Gerçi mümin ölümle karsi karsiya geldigi anda kalbindeki imani muhafaza etmek sartiyla iki siktan birini seçmekte serbest birakilmistir. Ammar b. Yasir küfrü söylerken Bilal-i Habesi "Ahad, Ahad" diyerek hakki ilan etmeyi tercih etmistir. Allahu Teala onlarin her ikisinden de razi olsun. Fakat daha serefli olani, mübarek olani hak yolda yürürken zorluklara, acilara sabir göstermek ve hakki ortaya koymaktan bir an bile tereddüt etmemektir. Hadistekine benzer bir olay Kur'an-i Kerim'in Buruc suresinde anlatilmakta. Tek suçlari, bir olan Allah (c.c)'a kulluk etmek olan müminler topluca içinde alevli atesler bulunan hendeklere atiliyorlar. Onlar da kundaktaki çocugun gösterdigi sabri gösterip ölümü tercih ediyorlar. Allahu Teala gösterdikleri bu üstün teslimiyetten dolayi onlari yüce kitabinin temiz sayfalarinda aniyor. Bundan daha büyük seref olabilir mi acaba? Biz müslümanlar, bir kismimiz, bolluk ve rahatlikla imtihan ediliyoruz. Gerçi müslümanlari bir vücudun azalari gibi düsünürseniz, acilar içinde kivranmamiz gerekli ama maalesef daha bir vücudun azalari gibi degiliz. Allah (c.c) bizleri de yeryüzündeki diger müslümanlari imtihan ettigi gibi zorluklarla imtihan ederse, eger sabrimizin (imanimizin) derecesini ölçmek isterse ne yapariz? "Böyle bir sinava hazir miyim?" sorusunu her müslüman kendine sormali. Allah (c.c) hakimdir ve en dogrusunu bilendir.
Tag : , ,

Yuvaların en zayıfı ÖRÜMCEK AĞI...

By : Murat PINAR
ÖRÜMCEK AĞI, yuvaların en zayıfıdır: her iki anlamıyla da.

İlk olarak akla gelen anlam, milimetrenin yüzde biri kalınlığındaki ağın sağlam bir yuva teşkil etmeyeceğidir. Bunun doğruluğunda kuşku yoktur. Termit gibi, bir santim boyundaki kör bir böcek, içinde bir milyon nüfusu barındıracak depreme dayanıklı gökdelenler inşa ederken, örümceğin ördüğü ağ, bir çalı süpürgesinin ucunda son buluverir. Hattâ çoğu zaman örümcek ağının süpürgeyi bekleyecek kadar ömrü de olmaz. Bahçe örümceği, ördüğü ağı her gün yer ve yeniden yapar! Örümcek ağı kalıcı ve sağlam bir konut olarak hizmet vermek üzere değil, böcek yakalamak için düzenlenmiştir.

Diğer yandan, âyette geçen "beyt", yani, “ev” sözcüğü, aynı zamanda “yuva” anlamını da ifade ederek aile hayatını çağrıştırmaktadır ki, bu açıdan bakıldığında da, örümcek ağı, zayıflık konusunda verilebilecek en tipik örneği teşkil eder

Eğer örümceğin aile hayatından söz edilecekse, daha ailenin kuruluşunda karşımıza ölümcül ilişkiler çıkar. Çünkü baba örümceğin ilişkiden sonra sağ kalma şansı pek zayıftır. Bazı türlerde dişinin ancak yüzde biri kadar cüssesi bulunan erkek örümcek, hele ilişkiden sonra gücünü tüketmiş halde iken, dişinin önünde hazır bir lokma teşkil eder. Gerçi kaçabilirse kaçar; fakat çoğu zaman buna dermanı yoktur. Kaçamadığı takdirde ise dişi örümcek tarafından yutulma ihtimali pek yüksektir. Hattâ bazı türlerde, ilişki sırasında veya hemen sonrasında erkek kendiliğinden ölüverir.

Erkeğini her ne kadar haklamış olsa da, dişi örümceğin de istikbali çok parlak değildir. Çoğu örümcek türlerinde, o da yumurtladıktan bir süre sonra, yavrularının yumurtadan çıkışını göremeden ölür.

Örümcek ailesinin ölümcül ilişkileri bu kadarla bitmez. Yavrular yumurtadan çıkmaya başladığında, sona kalanlar yine tehlike altındadır. Eğer ilk çıkan yavrular kendi yumurta kabuklarını gövdeye indirdikten sonra etrafta yiyecek bir şey bulamazlarsa, döner, henüz yumurtadan çıkmamış olan kardeşlerini yerler.

Kardeşini yiyen, hemcinsini niye yemesin ki? Örümcek yetiştirerek onların ağından yararlanmayı insanlar yüzyıllarca hayal etmiş, ancak bir türlü başaramamışlardır. Çünkü örümcekleri bir arada tutmanın yolunu kimse bulamamış; ne zaman böyle bir şeye teşebbüs edilecek olsa örümceklerin birbirini yedikleri görülmüştür.

Böylece, örümceğin aile hayatı, anne, baba, yavru, kardeş ve hemcins arasındakilerin tümünü kapsayan bir ölümcül ilişkiler yumağı hâlinde karşımıza çıkmakta ve, âyetin mucizeli ifadesiyle, “yuvaların en zayıfını” gözlerimizin önüne sermektedir.

Gerçi otuz bin kadar türüyle, örümcekler oldukça geniş bir âlem teşkil ederler; bu türler arasında farklı özellikler ve farklı hayat biçimleriyle karşılaşabiliriz. Ancak örümceğin aile hayatından, genel bir ifadeyle anlatacaklarımız bundan ibarettir.

Allah’tan başkalarını dost edinerek işlerini onlara havale eden ve onlardan yardım, iyilik ve koruma umanların da bu ilişkilerden bekleyebilecekleri sonuç, ya yutmak veya yutulmaktan başka bir şey değildir ki, buna dair verilebilecek en canlı ve en kapsamlı örnek, örümceğin yuvasıdır.

Fakat örümceğin de hakkını vermeden geçmeyelim.

Hiç kuşku yok ki, Allah, yarattığı her mahlûk gibi, örümceği de bir hikmetle ve belli görevlerle yaratmış, onu da İlâhî hikmetinin ve sanatının mucizevî eserleriyle süslemiştir. Fakat ona güçlü bir yuva ihsan etmemiş, aile bağlarından fazlaca bir nasip vermemiştir, o kadar. Lâkin, Yer ve Gökler Rabbinin kudreti, bazen zayıfların da en zayıfında tecellî eder de, dünyada kendilerinden güçlü kimsenin bulunmadığını sananlara dersini öylece verir.

Örümceğin o zayıf ağına, Allah düşmanlarının en amansız saldırıları karşısında Kâinat Efendisini (asm) korumuş olmak gibi bir şeref yetmez mi?


Ümit ŞİMŞEK
























Tag : , ,

Haccac'ın Kûfe Camisinde yapmış olduğu konuşma..

By : Murat PINAR

Sesinin tonundan herkesin titrediği, ömrünce bir kez yüzünün güldüğünün görülmediği çatık kaşlı, heybetli yürüyüşlü, halkın karşısında dilini yuttuğu Yusuf Haccac gönüllü olarak Kûfe'nin valiliğine talip olur. Halife pek onu atamak istemez; ama Kûfe'ye de vali dayanmıyordur. Giden her vali bir aya kalmadan kaçmaktadır. Kûfe kazan, Kûfe fitne, Kûfe kalleştir çünkü. Kûfe Hz. Ali'ye kalleşlik yapmıştır. Hz. Hüseyin'i yarı yolda bırakıp Yezid'e stamışlardır. Misafirleri Müslim'i kendi elleri ile zalimlere teslim etmişlerdir. Kûfe Ehl-i Beyt'e sürekli ihanet etmiştir. Kûfe yumuşak sözlerden, maslahat-ı güzardan anlamayacak kadar kapris doludur.
Yusuf Haccac bütün bunları bilmesine rağmen herkesin korktuğu Kûfe'ye yalnız başına girer. Üzerinde yırtık elbiseler, dilenci kılığında yüzünü pelerinle örterek bir sabah namazı kapılara pencerelere taş atarak halık uyandıra uyandıra camiye doğru yoluna devam eder. Halk bu meczuba haddini bildirmek için camide toplanır, neredeyse bütün şehrin erkekleri camide toplanmıştır. Merakla beklerler bu meçhul yabancının niyetini. Vaaz kürsüsünde heybetlice oturan bu deli de kimdir? Niçin kapımızı, penceremizi taşlayarak bizi tatlı uykumuzdan etti, diye düşünmektedirler.  Esrarengiz adam yüzünü açtığında irkilirler. Yusuf Haccac'dır. Tarih onu Zalim Haccac diye anarak nankörlük edecektir. Bana göre zalim değil, âlim bir adamdır. Dedim ya, önce adalet. Kuru slogan işi merhametin kime ne yararı olur?
Haccac'ın Kûfe camisinde yapmış olduğu konuşmasını gençlik döneminde duyduğumda, taktir etmiştim. İşte o meşhur konuşma:
"Ben meşhur bir adamım. Kazandığım zaferler, yaptığım işler benim şöhretimi her gün biraz daha arttırıyor. Sarığımı çıkarayım da kim olduğumu görün. Şimdi beni iyi ce gördünüz mü? Beni tanıdınız mı? Ha! Bakıyorum, bazılarını beni iyice görebilmek için gözlerini kırpıştırıyor, boyunlarını uzatıyor. Bu uzanan boyunlar üzerindeki kelleler ne güzel kılıçtan geçer. Ben kelle uçurmakta gayet ustayımdır. Daha şimdiden şu sarıklarla şu sakallar arasında kesilen boyunlardan akan kanların akşını görür gibiyim.
Mümünlerin emiri, kuburunu boşalttı, oklarının arasından en zalim, en keskin, çelikten ve en sert ağaçtan yapılmış olan oku bulup seçti. O ok da benim. Ey Iraklılar! Ey isyan ve ihanetten başka bir şey bilmeyen âsiler! Kötü kalpliler. Ben öyle hamur gibi yoğrulabilen cinsten yumuşak kalpli bir insan değilim.  Sizi kırbaç düşmanları, sizi köle karı yavruları sizi! Ben Haccac b. Yusuf'um. Benim tehditle vakit geçirmeyip çok çabuk dediğini yapan bir adam olduğumuzu göreceksiniz. Ben fazla vakit kaybetmekten, konuşmaktan hoşlanmam. Bundan böyle hiçbir yerde bir kalabalık toplandığını görmeyeceğim. Toplantı, içtima hepinize yasaktır! Kendi aranızda gizli gizli konuşma istemem. Bundan böyle kimse kimseye 'Neler oluyor? Yeni ne haberler var?' diye sormayacak. Ne oluyorsa oluyor, size ne, fitne çocukları! Herkes bundan böyle yalnız kendi işiyle uğraşacak. Kimse başkalarının işlerine karışmayacak. Elime düşecek adamın vay haline! Dosdoğru yürüyecek, ne sağa, ne sola döneceksiniz. Başınıza getirdiğim adamları takip edip halifeye biat edecek, ona sadakat ve itaat yemini ettikten sonra yola çıkacaksınız."
...
Kaynak: Aşkın Gözyaşları-Tebrizli Şems  syf.:29-30(SİNAN YAĞMUR)
Tag : , ,

Kulak kiri ve Kulak tıkacı (Buşon)

By : Murat PINAR
Kulağımda zaman zaman koyu sarı veya açık kahverengi renkte bir akıntı oluyor. Bu normal midir?
Kulak kanalı derisinde bu salgıyı yapan özel bezler vardır. Kulak kiri olarak isimlendirilen, ancak gerçekte vücudun doğal ürünü olan bu yağlı salgının görevi toz ve diğer parçacıkları tutarak bunların kulak zarına ulaşmalarına engel olmaktır. Normalde kulak kanalında az miktarda birikir ve tuttuğu toz parçacıkları ile birlikte zaman zaman kendiliğinden dışarı atılır.
Kulak kiri temizlenmeli midir?
Kulak kanalı salgısı kanalın sadece dış kısmanda bulunur ve kulak zarına yakın kısmında yoktur. Kulak kanalı bu salgıyı kendiliğinden dışarı atarak kendini temizleme yeteneğine sahiptir. Yani, normalde kulağın düzenli olarak temizlenmesi gerekmez. Kulak kepçesi içine atılan kulak salgısı temizlenmeli, kanalın içine pamuklu çubuk veya benzeri yabancı cisimler sokulmamalıdır.

Kulak kanalı tıkanıp temizlenmesi gereken bir kişide bunun nedeni çoğunlukla pamuklu kulak temizleme çubukları ile salgının derine itilmesidir. Bir görevi olan kulak salgısının sık sık temizlenmesi bu görevinin bozulmasına, kulak kanalı derisinin kurumasına ve kulakta kaşıntıya neden olur.
Kulak kirinin ne zaman temizlenmesi gerekir?
Aşağıdaki belirtilerin varlığında kulak kanalı tıkanmış olabilir ve temizlenmesi gerekebilir. Lütfen KBB doktorunuza başvurunuz.

*

hafif dereceli işitme kaybı
*

kulakta çınlama, uğultu veya sesler duyulması
*

kulak ağrısı
*

kulakta dolgunluk hissi

Kulağım doktorum tarafından temizlendiğinde çok sert bir tıkaç (buşon) çıkmıştı. Bu kadar sert bir tıkaç niçin oluşuyor?
Kulak tıkacı (buşon), kulak salgısının toz ve dökülen kulak kanalı derisi hücreleri ile birleşmesi sonucunda oluşur. Bu tür tıkaçlar herkeste değil, bulunduğu ortamda toz miktarı fazla olan ve kulak kanalı derisinin kendini temizleme yeteneği yavaş olan kişilerde görülür. Kulağımda yaklaşık yılda bir kez tıkaç oluşuyor. Doktorum gliserinli damla ile bunu yumuşattıktan sonra yıkayarak temizliyor. Kulağın yıkanması zararlı mıdır?
Kulak zarında delik olmadığı sürece kulak tıkacının yumuşatıldıktan sonra usulüne uygun şekilde ve doktor tarafından yıkanarak temizlenmesinin bir sakıncası yoktur. Doktorunuz kendi tercihine göre kulak tıkacını aletlerle tutup çıkartarak veya vakumla da temizleyebilir. Kulak zarında delik olan, müzmin orta kulak iltihabı veya kulak kanalı iltihabı teşhisi olan ve kulak ameliyatı geçirmiş kişilerin kendi doktorlarına danışmadan kulaklarına herhangi bir damla damlatmaları veya kulak yıkatmaları iltihaplanmaya yol açabileceğinden sakıncalı olabilir. Bir kere yıkanan kulağın hep yıkanması gerektiğini duydum, doğru mu?
Yıkama gerektiren bir kulak kanalının kulak tıkacı oluşumuna yatkınlığı var demektir. Bir kez yıkanan bir kulakta aynı işlemin tekrarlanması gerekebilir; ancak bunun nedeni kulağın temizlenmiş olması değil, kulağın tıkaç oluşumuna yatkın olmasıdır.
Kaynak
Tag : ,

Copyright © Murat PINAR - Modified By - Designed by