Popular Post

Archive for Temmuz 2011

Ay Olmasaydı Neler Olurdu

By : Murat PINAR
Güneş sistemimiz oluşurken koşullar çok az farklı olsaydı, bizler için her şey değişik olabilirdi. Dünyanın madde dağılımı, büyüklüğü, enerjisi, dönme ekseni açısı, atmosfer ve mevsimler çok farklı olabilirdi. Dünyamızda hayat belki yine gerçekleşebilirdi ama farklı şekilde. Bu hali ile sanki her şey, en ince detayına kadar insan için özel olarak hazırlanmış gibidir.

Peki bu oluşum içinde Ay’ın görevi nedir? Nasıl oluştuğu ve Dünya’nın yörüngesine nasıl girdiği hala büyük bir sır olan Ay’ın bu mükemmel düzen içindeki yeri nedir? Yaşamın oluşmasına ne katkısı vardır? Ay olmasaydı ne olurdu?

Ay uzay boşluğunda başıboş gezen göktaşlarına karşı bir kalkan görevi yaptığından, yokluğunda Dünya yüzeyine daha fazla göktaşı düşebilecekti.
Ay olmayınca, etkinliklerini geceleri Ay ışığında sürdürebilen bir çok canlı türü de bunu yapamayacaklardı. Ay olmasaydı insanların dolunaydan etkilenmesi ve kurt adam hikayeleri de ortadan kalkacak ama en önemlisi romantik çiftlerin el ele tutuşup seyrettikleri, gökyüzündeki o muhteşem manzara olmayacaktı.

Ay’ın Dünya üzerindeki en büyük etkisi, çekim gücü nedeniyle onun kendi etrafındaki dönüş hızını yavaşlatıp, bildiğimiz günlük periyoduna getirmesidir. Ay’ın olmaması Dünya’nın dönüş hızının artmasına, yaklaşık 15 saatlik bir gün süresinin oluşmasına sebep olacak, günler kısalacak, canlılardaki biyolojik saat alt üst olacak, yaşam biçimleri ve yapılan farklılaşabilecek buna ayak uyduramayanlar yok olacak, fırtına, kasırga gibi atmosferik olaylar çok şiddetlenecekti.

Neyi değiştireceği bilinmez ama Ay’ın yokluğunda artık Ay ve Güneş tutulmaları da olmazdı. Dünya üzerindeki gel-git olaylarının yüzde 70′i Ay’dan, diğer yüzde 30′u ise Güneş ve gezegenlerden kaynaklandığı için Ay olmayınca, gel-git olayları da yüzde 70 azalırdı.

Denizlerdeki gel-git olayı en çok Kanada’da Fundy körfezinde meydana gelir. Bu sırada deniz 15,4 metre yükselir. Bu olay Manş sahillerinde 11,5 metre, Çanakkale Boğazı’nda 5-6 santimetre olup İstanbul Boğazı’nda pek hissedilmez. Ay’ın etkisiyle yalnız denizler değil karalar da hareketlenir. Kara parçalarında saptanan en büyük yükselme ise 50 santimetredir.

Astronomik gözlemlerde nasıl atmosferimiz iyi görüş almamıza mani teşkil ediyorsa Ay’ın ışığı da öyledir. Öyleyse Ay’ın olmaması bu konuda faydalı olacaktı. Dünya’nın yörünge hareketindeki Ay’dan kaynaklanan küçük salınım hareketleri yavaş yavaş ortadan kalkacak ama dünyanın dönme ekseni bundan pek etkilenmeyecekti.

Ay uzay boşluğunda başıboş gezen göktaşlarına karşı bir kalkan görevi yaptığından, yokluğunda Dünya yüzeyine daha fazla göktaşı düşebilecekti.
Ay olmayınca, etkinliklerini geceleri Ay ışığında sürdürebilen bir çok canlı türü de bunu yapamayacaklardı. Ay olmasaydı insanların dolunaydan etkilenmesi ve kurt adam hikayeleri de ortadan kalkacak ama en önemlisi romantik çiftlerin el ele tutuşup seyrettikleri, gökyüzündeki o muhteşem manzara olmayacaktı.
Tag : , ,

Kıssadan.. (Annenin Yanıbaşı)

By : Murat PINAR
Bâyezid-i Bistâmi(k.s) anlatıyor:
"Meğer anne rızasını kazanmak, bütün güzel amellerin başında geliyormuş. Tüm nefis mücadelesinde, riyâzetlerde, gurbette aradığımı anne rızasında buldum.
Bir gece annem benden su istemişti. Evde su yoktu. Testiyi alıp çaya su getirmeye gittim. Döndüğümde annemin uyuyakalmış olduğunu gördüm. Uyanırsa suyunu vereyim diye testi elimde başucunda beklemeye başladım.
Bir müddet sonra annem uyandı. Beni elimde testi başucunda görünce şaşırdı, duygulandı. Bir yandan da zahmet çektiğimi düşünüp üzüldü.
"Niçin böyle yaptın!" dedi. Ben de:
-Uyandığın vakit yanı başında bulunmak istedim, onun için, cevabını verdim."
(Tezkiretü'l-Evliya)
Tag : ,

Büyüklerinize zaman ayırın

By : Murat PINAR
"Çok yoğunum, hiç zamanım yok!" cümleleriyle başlayan mazeretlerin sonu yok. İstenirse iş yoğunluğu bahane olmaktan çıkarılabilir, buna göre de vakit tanzimi yapılabilir. Sevdiklerinize ayırdığınız zaman, hayatınızı da değerli kılar.
Çalışanların birçoğu çocukları ve anne-babaları arasında bir tercihte bulunmak zorunda kalıyor. Bakıma ve ilgiye daha çok ihtiyaç duyan çocuklarıyla vakit geçiren çalışanlar, anne-babalarını ihmal etmek zorunda kalabiliyor. İş yoğunluğu, zamansızlık, stres gibi nedenler öne sürülerek aile ziyaretleri erteleniyor. Uzman psikolog Enise Akgül, insan hayatının kalitesinin sevdiklerine ayırdığı zamanla doğru orantılı olduğunu söylüyor. Akgül, "İnsanın gerçek başarısı hayatını sevdiklerine göre tanzim edebilmesidir. Anne-babamızla ilgimizi keserek, çocuklarımızın eğitimini okullara bırakarak başarılı olamayız." diyor.

Çevremizdeki herkesin zaman zaman iş yoğunluğu nedeniyle büyükleriyle ilgilenmediğinden yakındığını duyarız. Sürekli yetiştirilecek işler, katılmak gereken toplantılar vardır. Akşam evlerine döndüklerinde ise ilgilenilmesi gereken çocuklar onları bekliyordur. Bu nedenle anne-baba ziyaretleri ve onlarla yapılan planlar hep başka güne ertelenir. Uzman psikolog Enise Akgül, yoğun iş temposu içinde vakit ayrılması gereken kişilere göre bir takvim oluşturulması gerektiğini dile getiriyor. Akgül, "Anne-babamızla geçireceğimiz zamanlar hem başarımızı hem de psikolojimizi etkileyecek bir sorumluluğumuzdur. Ailemiz çok uzakta yaşasa bile, onlar mutsuzken bizim iyi olmamız mümkün değil. İş dışındaki zamanlarımızı büyüklerimize göre tanzim etmemiz gerekir." diye konuşuyor. Hayatın anlamını doğru yere oturtmak gerektiğini düşünen Akgül, "Hızımızı biraz yavaşlatmak ve bazı anları kaybetmemek gerekiyor. Özellikle yaşamı yoğun yaşarken anne ve babasının ölümüyle sarsılan yetişkinlerin keşkeleri çok fazla oluyor. Bu noktada çalışma şartlarının yeniden yapılandırılması, önceliklerin belirlenmesini tavsiye edebiliriz." şeklinde konuşuyor.

Vakit tanzimi yapabilirsiniz

Uzman psikolog Enise Akgül, "Ebeveynlerimizin hastalıklarında, onların ağrılarından, sıkıntılarından zamanında haberdar olmalıyız. Bunun için iş bölümü yapmak da gerekebilir. Kardeşler arasında ortak planlar yapılarak haftada bir gün bir araya gelinebilir. Önemsendiklerini hissetmek onların psikolojisi açısından olumlu etki gösterebilir." diyor. Akgül, çocuklarına vakit ayıramayan kişilerin büyükleriyle ilgilenirken de iktisatlı davrandığını söylüyor. Akgül, "Ne kadar çok çalışırsak çalışalım, işlerimizi belli bir plana uyarak yaptığımızda bütün sevdiklerimize yetecek kadar vakit bulabiliriz. İnsanın çalışmasının gayesi de sevdiklerinin kendilerini daha iyi, daha güvende olmalarını sağlamak olmalı." diyerek zamansızlığın gerekçe olamayacağını vurguluyor.

Bebek bekleyen anne adayları, bol su içerek birçok hastalıktan korunabilir

By : Murat PINAR
Sıcak havalarda anne adaylarının sıkıntıları da artıyor. Memorial Hizmet Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum bölümünden Uzman Dr. Hakan Peker, sıcak havalarda sağlıklı kalmak için hamilelere önerilerde bulundu.
Gebeliğin ilk aylarında bulantı, kusma ve halsizliğin sık görülen şikayetler olduğunu aktaran Peker, kusma ve terlemeyle çok su kaybedileceği için gün içinde bol sıvı alınması gerektiğini söyledi. Peker, sıvı kaybıyla birlikte gebelerde tansiyon düşüklüğü, beraberinde halsizlik, göz kararması, baygınlık hali görülebileceğini, kabızlık problemi yaşanabileceğini, kasık ve karın ağrıları olabileceğini, idrar yolu enfeksiyonları görülebileceğini aktardı.

Gebeliğinin son ayında büyüyen rahmin akciğerlere baskısı nedeniyle, nefes darlığı, sık nefes alıp verme durumu olabileceğini belirten Peker, "Bu şikayetler, yaz mevsiminde sıcaklığın ve nemin de etkisiyle gebe tarafından daha fazla hissedilir, dayanılmaz bir hal alabilir. Bu şikâyetlerin daha az hissedilmesi ve sıvı kaybının daha az olması için klimalı veya serin yerlerde istirahat edilmesi uygun olur. Fakat klimalı yerlerde, klimanın soğuk etkisine karşı da gebe kendini korumalıdır." dedi.

Azmeden, her durumda kazançlı olur

By : Murat PINAR
Azimli insan başarının Allah'ın yardımıyla olacağını bilir. Hırslı insan ise sadece mutlak sonuca odaklanmıştır. Azmin vesileleri meşru iken hırslı insanın vesileleri gayr-i meşru olabilir. Hırs israfa sürükler, azim ise ifrat ve tefritten uzak ilim, meşveret yoludur.
Sûreten farklı görünmemelerine rağmen, siret ve muhteviyat itibarıyla birbirinden ayrılan iki kavram; hırs ve azim. Tıpkı, iktisat ile cimriliğin, cömertlik ile israfın, cesaret ile donkişotluğun, stres ile hüznün, kanaat ile gayretsizliğin şeklen birbirlerine benzedikleri gibi hırs ile azim de birbirine görünüş itibarıyla benzer.

Dışarıdan bakan bir insan azimli insan ile hırslı insanı ayırt edemeyebilir. Çünkü her ikisi de amansız bir gayret ve çalışma, hedeflerine ulaşma, başarma ve kazanma arzusu içindedirler. Fakat derunlarına inildiğinde, niyetler yoklandığında ve renklerine bakıldığında aralarında çok net ve açık bir fark olduğu görülecektir. Gerçi Kur'an-ı Kerim'de ve Nebiler Serveri sallallahu aleyhi ve sellemin hadis-i şeriflerinde hırs kelimesi müsbet anlamda da kullanılmıştır. Mesela, Tevbe sûre-i celilesinin sonunda Rasul-i Ekrem'in ümmetine karşı düşkünlüğü ve muhabbeti "haris" kelimesi ile ifade edilmiştir. Zaten O, zat-ı şahanenin (sas) ümmetine olan cansiparane tutkusunu başka bir ifade karşılamazdı ve belki de biz başka bir kelime ile onu anlamakta zorlanırdık. Dolayısıyla bu ayet-i kerimedeki "haris" kelimesi bizim anladığımız manada haybet ve hüsran sebebi olan, dinimizce de gayri meşru kabul edilmiş ve azmin karşıtı olan hırs olmasa gerektir. Efendimiz (sas)'in bir hadis-i şeriflerinde kullandığı "Sana fayda veren şeylere karşı hırs göster." ifadesinin de azmin ve gayretin yerine kullanılmış olması gerektir. Yani öyle bir gayret ve çaba sarf et ki, dışarıdan seni görenler ve senin iç derinliğine vâkıf olamayanlar seni bir hırs küpü zannetsinler; o kadar gayretkeş ol yani. Ama bu vasıf kuvvetli mü'minin nişanesi olan "azim" anlamında anlaşılmalıdır herhalde. Azim, kuvvetli mü'minin vasfıdır, hırs ise zayıf mü'minin sıfatıdır.

1.Ayetin dili ile azimden sonra, tevekkül gelir. Yani azmeden insan neticenin Allah'ın tevfiki ile olacağını bildiğinden O'na tevekkül eder ve şöyle der: "Rabb'im bu kadar benden, gerisi Senden." Fakat hırslı insanın tevekkülle bir alakası yoktur. O kendi cirmi ile mutlaka sonuca ulaşmak ister.

2.Azmeden insan dua ederek neticeyi Allah'tan talep eder. Hırslı kimse sonucu kendi eliyle tahsil edeceğine inanır.

3. Azimli mü'minin hedefi Allah'ın rızasını kazanmaktır; başarsa da başaramasa da. Hırslının hedefi elde etmek istediği şeydir. Elde edemezse başaramamış olur. Azimli, her iki durumda da muvaffak olmuştur.

4. Azim sahibi insan başarınca bunu Allah'tan bilir, O'na döner ve O'na iki büklüm hamdeder. Hırs sahibi kimse ise kendisinden bilir, gurur ve kibir abidesi haline gelir.

5. Azimli kimse samimidir. Niyeti halis ve sâdıktır. Hırslı insan art niyetlidir ve samimi değildir. Onun amacı her halükârda menfaat umduğu şeye kavuşmaktır.

6. Azim sa'ye yani çalışmaya şevki artırır ve kişinin gayretini kamçılar. Hırs, israfa sürükler, sa'ye şevkini kırar ve insanı tembel ve tenperver hale getirir.

7. Azmin vesileleri meşrudur, yolu sırat-ı müstakimdir. Hırsın vesileleri gayri meşru da olabilir, yolu hüsran yörüngelidir.

8. Azim, ifrat ve tefritten uzak, orta yoldur. Hırs, ya ifrat ya da tefritin içindedir.

9. Azimde hikmet, ilim, tecrübe ve meşveret vardır. Hırsta rekabet, cimrilik ve bencillik hakimdir.

10. Azmin parolası: "Hayırlı ise olsun" şeklindedir. Hırsın parolası ise "Ya olacak, ya ölecek" şeklindedir.

11. Azimde temkin ve dikkat vardır. Hırsın mayası ise acelecilik ile yoğrulmuştur. Her an hata ve isabetsizlikle karşı karşıya kalınabilir.

Copyright © Murat PINAR - Modified By - Designed by